6 Ocak 2010

Başka Gözlerden Dünya

.


SIRENIA - MY MINDS EYE
.
"küçük bir çocukken -kulağıma komik geliyor doğrusu ama ben de bir zamanlar küçük bir çocuktum- dünyanın kahverengi gözlülere değişik görünüp görünmediğini merak ederdim.
artık yeterince büyüdüm, en azından dünyayı başkalarından farklı görüyorsam, bunun nedeninin gözlerimin rengi olmadığını bilecek kadar.
küçük bir çocuk değilim artık ama başka gözlerin dünyayı nasıl gördüğünü hala öğrenemedim."
Mucizevi Mandarin - Aslı Erdoğan
.

Ben de hala öğrenemedim başka gözlerin dünyayı nasıl gördüğünü..
Ve sanırım hiç bir zaman da öğrenemeyeceğim..

Geçen hafta yazdığım 2009 Enleri yazımdan sonra, sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşım aradı uzak bir kentten..
Ve bana ciddi ciddi 2009 enlerim içinde olmadığını gördüğünden dolayı yaşadığı hayal kırıklığını ve mutsuzluğunu anlattı..
O tüm 2009 yılını, içinde benimle yaşarken?!?! benim 2009 um da hiç olmadığını, küçücük de olsa bir yeri olmadığını görmüş.
Derin bir mutsuzluk hakimdi kelimelerine, öfke hakimdi sesine.
Ciddiydi, espri yapmıyordu..
Ve ben ne diyeceğimi bilemedim onun bu ciddi tepkisi karşısında..
Sadece sözkonusu yazımda 2009 da yaşadığım herşeyi yazmadığımı ve elbette bir sürü güzel arkadaşımla bir sürü güzel şeyler paylaştığımı falan geveledim..
Gerçekten de öyle aslında..


Telefonu kapattıktan sonra onun gözlerinden bakmaya çalıştım dünyaya, benim yazılarıma, bana, benim düşüncesizliğime?!?! yazımda ona ve hatta pek çok arkadaşıma neden yer vermediğime..
Ama anlayamadım.. Anlayamayacağım da..
Benim arkadaşlık kavramımı sarsan en büyük şey SİTEM dir..
Gereksiz yapılan her sitem bitirir arkadaşlıkları usulca..
Ancak sevgililik taşır sitemleri, kaprisleri.. Ancak birbirine sevdam dediğinde karşılıklı ve özel bir ilişkin var demektir.. Oysa arkadaşlık taşıyamaz gereksiz sitemleri..


Hayat yeterince yorucu değil mi ? En azından benimki öyle..
Arkadaşlar, hayatımızı daha da zorlaştırmak ve bizi daha fazla yormak için değil aksine hayatımıza güzellik katmak, kimi zaman yorgunluğumuzu azaltmak için vardır.
Ben hep böyle inandım..
Ben hiç bir arkadaşımın hayatını zorlaştırmamışım, kimse de benim hayatımı zorlaştırmasın..


Bir diğer anlayamadığım konu, verilen şeylerden sürekli karşılık beklenmesi hadisesi..
Sen bütün bir 2009 yılını içinden benimle yaşadın, bana bu kadar değer!?!? verdin, beni bu kadar sevdin diye, benden aynısını neden bekliyorsun ki ??
Ben senden bugüne kadar tek bir şey bile istememişsem, sen bana her ne veriyor idiysen kendin, bizzat kendi isteğinle verdiğine göre, sen neden benden sürekli karşılık bekliyorsun??


O arkadaşım öyle kırılmış öyle öfkelenmiş ki benden beklediği değeri alamadığını hissettiğinden dolayı, gün boyu aradı, mesaj yazdı, saldırdı..
Kendi mutsuzdu ve bu mutsuzluğunu bana da bulaştırabilmek için elinden gelen herşeyi yaptı.
Ama başarılı olamadı.. Çünkü ben kızımla eğlenceli ve mutlu bir yılbaşı akşamına hazırlanıyordum..
Gün boyu mesajlarına cevap yazmadım, aramalarına çıkmadım, çünkü söyleyeceğim şeyleri söylemiş, hiç gerekmediği halde ona açıklama bile üretmiştim..
En sonunda akşam biz küçük hanımla partimize başladığımızda hala devam ettiğinden mutsuzluk bulaştırma çabaları, bir cevap yazdım ve aramızdaki bu beklenti farklılığı olan arkadaşlığı bitirdim..


Evet, ben dünyayı yeşil görüyorum sanırım..
Hiç kimseden hiç bir şey beklemeden yaşıyorum bu hayatı..
Arkadaşlarıma kaprisler yapmıyorum, onların bana ne kadar değer verdiklerini ölçmeye çalışmıyorum..
Bardağın her zaman dolu olan kısmını görmeye meyilli bir yapım var..
Dengesiz insanlardan mümkün olduğunca uzak, mutsuzluklarını herkese bulaştırmaya çalışan saldırganlardan da kaçarak yaşıyorum..
Hata yaparsam özrümü dilerim, gönlünü almaya çalışırım..
Ama sen kendi kendine benden beklentiler oluşturuyorsan, ben de onları karşılamıyorsam burada hatalı olan ben değilimdir..
Tıpkı Mutsuzluk Kılavuzunda anlatılan "çekiç hikayesi"nde ki örnek gibi..

Evet benim bir çekicim var..
Ve kendimi de sahip olduklarımı da kiminle ne kadar istiyorsam, o kadar paylaşırım.. Paylaşırken "o bana şunu veriyor, o zaman ben de ona bunu vereyim" düşüncesinden tamamen uzak, kendim kime ne vermek ne paylaşmak istiyorsam ona odaklı kararlar alırım..



Hangi renk gözlerle bakarsak bakalım dünyaya, hayata, olaylara, insanlara..
Saldırmayalım.. Beklenti oluşturmayalım.. Sitem etmeyelim.. Paylaşalım..
Çünkü yeşil, mavi, ela, kahverengi, siyah.. Hepimizin çok özel ve güzel gözleri var aslında..




19 yorum:

Sevinç dedi ki...

"Arkadaşlar, hayatımızı daha da zorlaştırmak ve bizi daha fazla yormak için değil aksine hayatımıza güzellik katmak, kimi zaman yorgunluğumuzu azaltmak için vardır.
Ben hep böyle inandım..
Ben hiç bir arkadaşımın hayatını zorlaştırmamışım, kimse de benim hayatımı zorlaştırmasın.." Tamamıyla katılıyorum ve bunu sık sık dile getiririm bende:))Seni kendime neden yakın bulduğumu her gün farklı bi konuda daha iyi anlıyorum:))

banu dedi ki...

nihayet MUCİZEVİ MANDARİNi bizimle bu şekilde paylaşmaya başladın.Ben bu kitabı okuyomuşum sadece onu anladım senn altını çizdiğin yerlere bakınca yani senin gözünden kitaba bakmaya çabalayınca OKUDUĞUMU anladım.
ve sen gerçekten çok güzel gözleri olan süper bir arkadaşsın..

kara kitap dedi ki...

almak istediklerini veren insanlar hep beklenti içinde olurlar.onlar almadan vermenin zevkini tadamamışlardır.arkadaşlıklarda sitem olur.sitem dostluklarda olmuyor.o da kolay kolay bulunmuyor.

Adsız dedi ki...

sevinç'in yazından yaptığı alıntıya tamamen katılıyorum...hayatımız koşullardan dolayı yeterince zor geçiyor (terör,zamlar,demokrasiye yapılan ihanet,global krizler,gasp,hırsızlık,çeşit çeşit cinayetler,trafik terörü,küresel ısınma vs.vs..) birde yanımızda ve yakınımızdakiler baskı yaptığı zaman hayat çekilmez oluyor...hayat kılıçla düello gibidir...kazanmak için yanlış hamle yaparsan, kazanamadığın gibi dönüşü olmayan bir kayba uğrarsın...flash

Abi dedi ki...

helâl...

beklemeyelim / bekletmeyelim. :)))

7Layers dedi ki...

ilkokuldayken yeşil gözlü bir sınıf arkadaşıma Aslı Erdoğanın merak ettiği soruyu sorduğumu hatırlıyorum. adı Hüseyindi :) Önce delimisin demişti, gözün renginin ne farkı var, aynı şeyi görüyoruz demişti. ama bir az sonra dalıp gittiğini hatırlıyorum...Fatoş, umarım arkadaşın herşeyi anlamıştır. Ben hala yeşil gözlülerin dunyayı daha farklı ve daha güzel gördüğüne inanıyorum :)Gözlerin ve Dünyan hep güzel olsun :) Sabina

Halil dedi ki...

yazdıkların çok guzel ve anlamlı
gozden bahsedince ben senin gozlerine bakmayı ozledim gercekten ama :P

karton_piyer dedi ki...

Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar demiş Balzac. Demek ki sen sürüden ayrılabilmişsin. :)

murat g dedi ki...

geceleri kapatip gözlerimi bazen yattıgım yerden evin icinde gezindigim oluyor, odalarin kapilarini aralayip bakiyorum, perdelerin arkasindan caddeyi izliyorum gözlerim kapali iken.
bir kamera oluyorum sonra ve sokaga cikiyorum.
sokak köpeklerinin ve cöp tenekelerinin yanindan geciyorum, apartman ışıkları yanıyor ve sönüyor gecenin icine.
bir kamera gibi kaydediyor herseyi bellegim ve o anda unutuyorum ögrendiklerimi.
bir kamera gibi görüyorum herseyi ama görüntüleri bellegime kaydetmek yerine bellegimdekileri görüntüye nakşediyorum.
gördügüm hersey ben oluyor ve kendimi görüyorum her karanlıkta göz kırpan tekinsizlikte.

cocukken ben de böyle bir oyun oynardim.
yürüyen bir makine olurdum, kayıt makinesi, ve herseyi kaydederdim zihnime hemen unutmak icin.
böylelikle tüm o önemli anları. cocuklugum önemsizlesirdi bir anda, herşeyleşirdi ve tüm ıvır zıvırı gündelik hayatın ve karmaşası koşuşturmacaların birden bire ziyaret ederdi zihnimi en beklenmedik anda.
bir kac zaman önce yazdigim bir bildiri vardı, filmler üzerinden hafıza meselesini tartıştığım ve söyle bir soru ile basliyordu.

neden hatirlar insan ? unutamadigi icin mi?

şu sıralar tekrar tekrar hatirliyorum ayni cümleleri. halbuki ne cümleler var unutmamam gereken.

ilk anda bunlar uyandi zihnimde.

selam ve sevgi ile

Vladimir dedi ki...

Aynı yollardan farklı zamanlarda geçtiğimizi farketmesi bazıları için daha çok zaman alıyor belki de.

Faik dedi ki...

çok sevdiğim mevlana şöyle diyor
NE KADAR SÖYLERSEN SÖYLE, BÜTÜN SÖYLEDİKLERİN, KARŞINDAKİNİN ANLAYABİLDİĞİ KADARDIR....
MEVLANA


Ne ol Ne olma

Paranı ver, gönlünü ver, ver, canını ver ama sırrını verme.
Günleri say, servetini say, büyüklerini say ama yerinde sayma
Emek ver, kulak ver, bilgi ver, ama hiçbir zaman boş verme
Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama kendini beğenme
Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama bölücü olma

Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama kin besleme
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ortak koşma
Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama ihanet etme
Okumaktan zarar gelmez, oku ama lanet okuma
Rakibini geç, sınıfını geç ama gülüp geçme
Yaklaş, konuş, tanış ama uzaklaşma
Süslen, uslan ama yaslanma
Doğrul, devril ama eğilme
İtil, atıl ama satılma.

Hz.Mevlânâ

onun için seni anlamayanı sen anlamaya calışma
en güzelini yapmışsın
kimsenin seni üzmesine fırsat verme

Adsız dedi ki...

Hani arkadasin bozulmus saldirmis, mesaj yagmurunua tutmus ya belki de ona soyle cevap vermek mi gerekirdi acaba?
"iste bak ben de bunu kastediyorum, iste bu yuzden 2009daki enlerimde degilsin, bu tarzin yuzunden."

;)
Dr.Adsiz:)

oguz... dedi ki...

bu sitem eden arkadaşlardan sonra kalan sadece sitem oluyor bu arkadaşlıklar bitiyor benzer olayları yaşadığımız için seni çok iyi anlıyorum.giden gider kalanlar zaten gerçek dostlardır.2010 da sadece mutlu olmanı istiyorum...bunun içinde bir çok şey barındırdığını belirtmeme gerek yok sanırım.günün güzel geçsin... selamlar istanbudan :)

murat g dedi ki...

http://www.horvatland.com/images/entrevues/koudelka-04.jpg

bu da başka ayak :)

papaz her zaman pilav yemez dedi ki...

'' her son başından beri birlikte yürür seninle''

epoch dedi ki...

sitemsiz mutlu seneler...

Nik dedi ki...

İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar, daha iyi görmek için değil, daha iyi parıldamak için. -Nietzsche

Sen her ne kadar yazınının konusunu "arkadaş kaprisleri ve sitemleri" olarak daraltmış olsan da, ben daha geniş bir mihvalde yorumda bulunmak isterim. Öncelikle seni kaprissiz, sitemsiz, beklentisiz ve polyanna kılıklı bir hatun olarak gördüğümü sanırım biliyorsun. Duygu ve düşüncelerini; bildiklerini, öğrendiklerini, filmlerini, kitaplarını vb. paylaşmayı seviyorsun. Evet, çenen düşük ve kahretsin ki tatlı dillisin de.
İnsanlara yaklaşımında cinsiyet farkını göz ardı ediyorsun gibi geliyor bana. Ortalama bir erkek, kıçını görmeyi arzu etmediği bir kadına ilgi duymaz, alaka göstermez -kaçış cümlesi "arkadaş olarak" bile!(arkadaşlık kavramını da tartışmamız gerek elbette) Kadınlar ise erkeklerin başka bir versiyonu. Onlar tüm kavramlara, kalıplara o kadar sadık ve bağlıdırlar ki azad edilseler ruhları duymayabilir. Verdiği kadar almayan bir kadın dünyanın en tehlikeli yaratığıdır. İşi gücü aşk ve sevgi olan kadında düşünme mekanizmasının olması pek mümkün değildir. Dünyada; nefret, bencillik, haset, kıskançlık gibi sevgiden daha güçlü duygular da var. Duymak istediklerimizi söyleyen ve duymak istediklerini söylediğimiz insanlarla adına arkadaşlık, sevgililik vb. dediğimiz kavramlarla bezenmiş sanal birliktelikler yaşamaya devam ediyoruz kendimizi hergün kandırarak. Tüm ilişkilerimiz çeşitli beklentiler üzerine kurulu. Birbirimizden garantiler istiyoruz sevgi-arkadaşlık adına.

Demişsin ki kapris, beklenti ve sitem sevda ilişkilerinde eritilebilir ama arkadaşlıkta hayır. Bu düşüceye katılamam. Bilakis bu duygularla sevda ilişkisini yürütmenin arkadaşlık yürütmekten daha zor olduğunu düşünüyorum. Özel ilişkiler o kadar beklenti, kalıp ve kaprislerle dolu ki bunları görmezden gelebilmen için "yaşam uykusu" na yatmış olman gerek. 'Kıskançlık sevda göstergesi değil özgüven eksikliğidir.' 'Sahiplenmek ilişkinin kutsal fonksiyonlarından biri değil mal olarak aidiyet yüklemektir.' Bu tarz örnekleri çoğaltabiliriz. Her türlü ilişkilerimizde reddetme, karşı çıkma, farklı düşünme, yalnız kalma, bıkma özgürlüğümüz var. Adına aşk, sevda dedikleri ilişkilerin temelinde "birinci adımı karşıya attırma siyaseti" vardır. "Özledim çok ama bekliyim o arasın beni", "ilk mesajı o atsın" ...

Gelelim senin özeline, 2009 bilançosunda kendisine yer verilmediği için içerleyen ve bunu sana kusan zihniyetle empati kurmamıza gerek yok. Herkesi anlamaya çalışmak için yola çıkarsan kendini çalılıklar arasında kaybolmuş olarak bulabilirsin. Arada kıçımız cilalanmalı ama özel ve iş yaşamında, blogunda seni devamlı onaylayan, öven, sever görünen insanların dediklerinden ziyade demediklerini de görmeye çalış. Keza söylenmeyenler, söylenenlerden daha derindir. Unutma, seni sevdiğini söyleyen biri için, kendisini gördüğü ve sevdiği bir aynadan başka bir şey değilsin.

Kişi, ışığını karartmayı da bilmelidir, böceklerden ve hayvanlardan kurtulmak için.- Nietzsche

Mediha dedi ki...

çünküüüü..... herkes(senin gibi) kocaman yüreğiyle bakamıyor dünyaya ..... insanlar dünyaya nereleriyle ve nasıl bakıyorlarsa öyle görüyorlaaarr....

Adsız dedi ki...

bazen kitap ve müzik de yetmiyor içimdeki sesi susturmaya. bir insanın başka bir insandan beklediği ne varsa, dostluk, aşk, seks hepsi insanın içindeki o karanlık sesi bastırmaya, insanın kendi pisliğinin, kendi çirkinliğinin üstünü örtme gayreti. Ne kadar derin ve amansız olursa o karanlık bok çukuru, insan ruhu o kadar acımasız ve şehvetle ve acınası dileniyor başkasından sevgiyi, ilgiyi ve bedensel hazzı....