19 Şubat 2007

Koku: Bir Katilin Hikayesi



NOIR DESIR - L'APPARTEMENT


Yaklaşık bir ay kadar önce okumuştum Koku'nun filmi çekilmiş diye..
Patrick Süskind'in bu etkileyici kitabını uzun zaman önce okumuş ama hepsinden önemlisi de koku ya saplantılı bir kadın olarak ben kokunun fotoğrafı nasıl olmalı diye hayalimde hep düşlerken ve filminin asla çekilemeyeceğine inanırken artık elimde durmaktaydı film..
İstanbula son gittiğimde almıştım dvd sini..
Sanırım 16 şubatta da gösterime girdi..
Ve ben de dün gecemi merakla beklediğim bu filme ayırdım :)


Her şeyden önce belirtmeliyim ki kitabı okuyup da filmi izleyenler biraz şanssız..
Çünkü Süskind'in dahiyane ufak detayları yok filmde..
olması da zaten neredeyse imkansız..
bence o kitap bu kadar sinemalaştı ya.. bu bile övgüye değer..
Rivayete göre Kubrick'in bile “filmleştirilemez” dediği bu eserin yönetmenliğini
Tom Tykwer yapmış ve ayrıca yönetmenliğin yanı sıra bizzat senaristliğinde de aktif rol oynamış ve tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmin de tema müziğinin bestecisi olmuş..
Tom Tykwer in iki filmini izlemiştim daha önce..
Run Lola Run ve Heaven..
Run Lola Run a zaten lafım yok harikaydı ama Heaven ı Kieslowski'den izlemek isterdim şahsen :)
Filmin yönetmenliğini Tom Tykwer ın yaptığını duyduğumda oldukça şaşırdım..
Ancak bence konuya öylesine adapte olmuş ki yönetmen 18.yüzyılı ve o dönemin kokulu Paris'ini muhteşem bir görsel şova dönüştürmüş..



Grenouille nin bebekliği ile ilgili pek çok detay atlanmış; zira annesi idam edildikten sonra Grenouille bir süt anneye verilir ve süt anne hiç kokusu olmayan bu bebekten korkup onu geri verir ve devamında da yetimhaneye verilirdi hatırladığım kadarıyla.. Ve çocukluğunda herkesin ondan ürkmesinin, onu dışlamasının, sevmemesinin sebebi de yine hiç kokmuyor oluşu yani bir insan kokusuna sahip olmayışı idi.. tüm bunlar yeteri kadar sunulamamış filmde ama bir doğum sahnesi var ki.. hele de annenin göbek bağını kestikten sonra ayağıyla bebeği balık tezgahının altına itişi .. ben o sahne ve devamında çürümüş balık kokusunu bile hissettim diyebilirim.. ayrıca filmin bazı yerlerinde devreye bir anlatıcının girmesi bi çok gediği kapatmış ve iyi olmuş.. oyuncu seçimleri ise harika. Özellikle filmi tamamen sırtında taşıyan başrol oyuncusu Ben Wishaw için kusursuzdu diyebilirim :)


Film hapishanede karanlık bir görüntü ile başlıyor.. sonra bir aydınlanma ile Grenouille nin burnunu görüyoruz… ki muhteşem bir başlangıç sahnesi olduğunu düşünüyorum bu film için..
zaten filmin geneline de karanlık hakim..
eee konu koku yani saplantılı bir tutku ise olması gereken şey karanlık görüntüler ve karanlık bir müzikti..
müzikler bence çok karanlık değildi..

Benim film için seçtiğim şarkı kesinlikle L'Appartement tir.. bundan daha karanlık ve tutkulu bir şarkı bilmiyorum..


Grenouille filmin ortalarına doğru bir mağarada günlerce kaldıktan sonra kendi kokusunun olmadığını anlıyor..
o herkese göre hiç kimse..
korkuyu hissediyor..
sanki daha önce yokmuş gibi..
çünkü insanların ruhu kokularıdır !!!!
Ve ertesi sabah yeni bir planla yollara düşüyor: dünyaya sadece varolduğunu değil, biri olduğunu da öğretecektir..
sıra dışı biri olduğunu.. !!
Ve gösterir de..
13 kadını öldürerek onların kokularını damıtarak bir koku yapar kendine..
ve bu koku öyle bir kokudur ki.. idam sehpasında Grenouille yi bir meleğe bile çevirecek denli, hatta idamı izlemeye gelmiş herkesin neredeyse toplu sex yapmalarını sağlayacak orji ye sebep olacak denli güçlü bir koku..
Grenouille; para, terör ve ölümden daha güçlü bir gücü eline geçirmişti.
İnsanlığı köleleştirebilecek yenilmez bir gücü..
parfümün yapamayacağı tek şey vardı.. herkes gibi onu da sevecek ve sevilecek birine dönüştüremezdi..
öyleyse cehenneme kadar diye düşündü..
dünyanın da kendisinin de parfümle beraber canı cehenneme..
Ve.. kokusuna vurulduğu, beyninden görüntüsünü hiç silemediği ve uğrunda ağladığı tek kadını yanlışlıkla öldürdüğü yere gitti..
parfümü üzerine boşalttı..
ve kendini yokoluşa bıraktı..


Ve gelelim sevdiğim repliklere :)

"Yetenek hiçbir şeydir. Deneyim, ondan faydalanmak ve sıkı çalışmak her şeydir. "

"Müzik gibi parfüm de 4 ana notadan yani esanstan oluşur. Bunlar harmoni oluşturacak şekilde dikkatle seçilmelidir. Her parfümde 3 akord vardır: Baş, kalp ve ana. Toplamda 12 nota. Baş akord, ilk izlenimi içerir, etkisi bikaç dakika sürer. Kalp akord parfümün temasıdır, bikaç saat sürer. Son olarak Ana akord parfümün gidişatıdır, bikaç gün sürer.
Mısırlılar, orijinal bir parfümün ekstra bir nota ekleyerek yapılabileceğine inandılar. Diğerlerini saf dışı bırakacak son bir esans !
Efsaneye göre, firavunun mezarı açıldığında aradan geçen binlerce yıla rağmen ortaya öyle güzel ve güçlü bir koku yayıldı ki, dünyadaki her bir insan bir saniyeliğine kendisini cennette hissetti.
12 esans keşfedilebildi. Ama 13.sü yani en önemlisi asla bulunamadı.
"

filmin sonunda anlatıcının son söylediği iki cümle ise.. üzerinde uzunca tartışılacak apayrı bir konuydu bence: Grenouille'nin üstüne atlayıp hatta neredeyse saldırırcasına yiyen insanlar için söylediği iki cümle:

"Bitirdiklerinde büyük bir mutluluk hissetiler. Hayatlarında ilk defa, bir şeyi SAFÇA yaptıklarına inandılar. AŞK OLMADAN.."

!!!!

Ve filme damgasını vuran ve beni de vuran cümle:

İNSANLARIN RUHU KOKULARIDIR !!!!

.

25 yorum:

return2 dedi ki...

Harika bir yorumlama :))

Ne yazik ki bu eser de ceviri kurbani olan eserlerden biridir bana kalirsa, almancasi mukemmeldir...

Dusunsene, boylesine bir eser, daha parfum ile koku arasindaki farki bilmeyen bir saskin tarafindan sana aktariliyor...

Tavsiye ederim o kitabi bir daha oku, ama 'koku' yazan yerleri, 'parfum' diye degistirerek oku... Goreceksin aradaki farki, sadece su son cumleyi, parfum diye oku, anlarsin ne demek istedigimi, anlarsin kelimelerin arkasindaki esas sanati :))

7.oda dedi ki...

sevgili witness; önce teşekkür ederim..
çeviri kurbanı bir çok şaheser var değil mi.. ne yazık ki dil sorunu olan bizler pek anlayamıyoruz bunu orjinalini bilmediğimiz için.. zaten bildiğim kadarıyla kitabın adı bile koku değil parfüm..
yalnız benim dikkatimi çeken bir şey var onu da paylaşayım. koku ve parfüm kelimelerini düzgün bir şekilde kullanarak..
granouille nin bir kokusu yok.. hiç kokusu yok.. ve bu yüzden kendisini bir hiç olarak hissediyor. varlığını ispatlamak (kelimelerin ardında da başka insanlar tarafından sevilme ihtiyacı var :)için bir kokusu olması gerektiğine inanıyor!!
ve orjinal bir parfüm yapıp bunu kendi kokusu haline getirmeyi amaçlıyor.
yani evet film süresince parfüm üretiliyor parfümlerden bahsediliyor ama başkahramanımızın ana amacı bu parfümden kendine koku üretmek ve saklamak..
belki de bu yüzden parfüm ve koku kelimeleri karışıyor; yani özellikle karıştırıldığını düşünüyorum ben.. çünkü grenoille kendi kokusu olmadığı için, kendine parfümden koku üretiyo!!
tavsiyene gelince.. filmi izledikten sonra kendime ilk söylediğim şey buydu: kitabı bir daha okumalıyım :) hatta kitabı kütüphanemden bulup çıkardım bile..
dediğini yaparak okumayı da deneyeceğim :)

rehav@ dedi ki...

bloglines'ın ışığı çaktı 7 yeni 1 yazı yazmış dedi. geldim sayfaya tam yazıyı okumaya başladım ki, açık olan radyomda hanım bir şarkıcımız "başka bir KOKU bul kendine ya da ben belalar bulayım" diyor. töbe töbe... bu kadar olur yani.

neyse efendim. koku olayı enteresandır. ne kitabı okudum ne filmi izledim ama az buçuk benim de takıntım vardır bu konuda.
içli bir şarkının yaptığı etkinin fazlasını yapar çoğu zaman. beni benden alır, götürür uzak diyarlara kokular.
izlemek lazım filmi...
vizyon filmi olmasına rağmen blog sinemasına eklemek ve de.

anginapektoris dedi ki...

İnsan kendi kokusunu(ten) ve sesini bilmez.“koku” ve “ses” insanın kendine kendinde yabancı olduğu şeyler gibi sanki,örneğin sesimizi bir teype kaydettiğimizde ve dinlediğimizde sonrasında bu ses benimmi?deriz,tanımayız sesimizi..”koku”meseleside öyle,insan kendi kokusunu bilmez,tanımaz..ikili ilişkilerde fark eder kokunun gerçekliğini,sanırım bu kadınlarda daha gelişmiş,koku kitapta dilimize yanlış çevrilmiş ve biz bu yanlış çeviri sonucu koku ve parfüm ilişkisinin içine bir imge koyamıyoruz o metaforu yakalayamıyoruz.
Mağara ise ilginç bir başlangıç olmuş,platonun mağara alegorisi gibi “gerçek”ışıkmıdır ,”gölge”mi?,ki filmde Grenouille,kokusunu almadığı şeyin gerçekliğini arıyor ve bir çeşit inzivaya çekiliyor-İnzivayı seçen insanlar vardır,bir günahın kefaretini ödemek isteyenler,peygamberler,günah çıkmaz taşınır diyen ve kendi iç çelişkilerini kendini karşıya alarak çözmeye çalışanlar.ve hep gerçek aranır,gerçek “koku”mudur ,“gölge”mi?,”ayna”mıdır yoksa aynaya yansıyan silüetmi?,yada kırık bir aynaya yansıyan görüntüler gibi çoğalmak mıdır?

özlem dedi ki...

Kitabini okuyali neredeyse 10 yil olmus ama gercekten cok cok etkilenmistim, hala favorilerimden biridir... Filmini henuz izlemedim ama cok merak ediyorum... Yazindan sonra daha da meraklandim:)

r@punsell dedi ki...

ben de çok merak ettim teşekkürler ilk fırsatta izleyeceğim.

interpreter dedi ki...

Bu akşam gitmeyi düşünüyorum:)

b@ni dedi ki...

muhteşem bir filmmiş kitabınıda okumamıştım okumalı bari :)

buzlu_viski dedi ki...

adamın gözleri bilerek gizlenmiş sanki?

bir de yazılarınla şarkıları eşleme yeteneğine hayret ediyorum. misal; bu şarkı melodisiyle "tutku" yu çağrıştırdı bende. belki sözleri alakasızdır, bilemem, ama bir şekilde uymuş. nasıl yaptığını merak ettim.

7.oda dedi ki...

sevgili tuzluk; evet izlemek lazım filmi:), sana sonuna kadar da katılyıorum eblirttiğin konuda.. bazen hiç bekelemdiğin bi anda bi koku gelir burnuna.. dağılırsın :)

sevgili anginapektoris; öncelikle daha önce hiç düşünmediğim bi açıdan bakmamı sağladın biraz koku olayına.. insanın kendi kokusuna yabancı olması durumu !!!
bu arada dilimize yanlış çevrilmiş olabilir ama koku-parfüm olayını mailde anlatabildiğimi umuyorum sana :)
ve son soruna gelince:gerçek; aynanın ardındaki sırlı tabakanın içindedir.

Özlem; filmi mutlaka izle :) sonra üzerine konuşalım hatta. ama filmden sonra kitabı bir daha okumak isteyeceğine eminim, ebnim gibi :)

Başak; kitabını okumuş muydun? çünkü ben kitabını hiç okumayan birinin filmi izlediğinde nasıl bulacağını da çok merak ediyorum :)

Esra; iyi seyirler diliyorum şimdiden :)

Banu; evet evet kesinlikle filmi de izlenmeli kitabı da okunmalı :) konu KOKU zaten, dah ne diyeyim :)

Cenk ; evet bence de öyle burun ön planda, adamın koku alma dışında diğer tüm duyu organları kapalı hatta sadece göz değil.. çünkü görmekten dokunmaktan duymaktan yani tüm diğer duyulardan daha önemli koku alma.. !!
şarkıya gelince.. ben şarkının sözlerinin anlamını bile bilmiyorum merak da etmiyorum..
koku bir tutkudur.. saplantılı bir tutku.. tutku karanlıktır..
böyle düşünüp bana göre en karanlık şarkıyı seçtim bu film için :)

çiğdem dedi ki...

ben de simdi koydum Bu filmi listeme, merak icindeyim, kitabini okumadim, ama konu heyecanli gibi :)

betül dedi ki...

ben de izlemeyenlerden, okumayanlardanim, merak ettim simdi..

sabinam dedi ki...

Sevgili 7.oda,
Perfume kitabini rus dilinde okudum, cok sevdim, cok begendim. Konuyu cok farkli buldum. Gecenlerde filminin anonsunu gordum, bizim dilde "Etriyyatci" gibi tercume olunmus, malesef filmi izleyemedim. bi yerden bulup mutlaka izleyecegim.
bi zamanlar bu kitabdan film yapmak mumkun olmaz demisdiler...neden boyle soylediklerini anliyorum...koku nasil gosterilir? mumkunsuz oldugunu dusunmusduler,,ama bence kitabda kokuyu nasil anlatdilarsa , kitabi nasil sevdirdilerse filmde de ayni basariyi elde etmisler...bilmem anlata bildimmi...
kitabi ve filmi hatirlattigin icin cok tesekkurler :)

satagut dedi ki...

Kitabı okumadan, filmi seyredenlerdenim. Koku ile ilgili başka bir kitap okumuştum, ordada koku için inanılmaz yolculuklar yapıyordu kahramanlar ama bu kadar etkili bir tutkuları yoktu. Bu filme beni etkileyen şey kokuya olan tutkuydu.

heliotrophe dedi ki...

Hayatim boyunca beni en cok sarsan ve en sevdigim kitaptir Koku.. kitaptan uyarlama filmler asla kitabin tadini vermez, belki filmin degeri en cok kitabi daha once okumamislar tarafindan takdir edilecek senin de dusundugun gibi.. henuz gorme firsatim olmadi filmi.. en kisa zamanda insallah.. :)
sadece senaryo yazimi 2 sene surmus, cok da hayal kirikligi yaratacagini sanmiyorum..(sesli dusunuyorum gibi oldu) :))

p.s.: senin de bahsettigin gibi, Grenouille' in kendi kokusunun olmadiginin filmde yeterince net verilemedigini soyluyordu okudugum elestiriler, en cok vurgu yapilmasi gereken konu bu oysa..

caner dedi ki...

kitap uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekleyenler arasında yer alıyor; ve ben uzun zamandır kitap okuyamıyorum. Parfüm'ün Dansı ile birlikte gelmişlerdi; önce onu okumuştum.

Filmi seyrettim; seyredilesi bir film kesinlikle. Ki ben bu tarz filmlerden pek hoşlanmazdım.

Parfüm'ün Dansı ile kokuya farkındalığım değişmişti. Bunun ile de bambaşka bir hale büründü. Umarım PD de filme çevrilir :)

Abi dedi ki...

bu postuna.. senin bütün fikirlerini ve arkadaşların bütün yorumlarını alt üst edecek bir yorum ilave ediyorum..
biliyormusunuz ki; Türkiye'de hem çok menşuuur hemi de aynı zamanda koku duygusu sıfır olan kim vardır? (geçirmiş olduğu kazadan ötürü..)
Müslüm babadır kendisi ve ben öneririm yani filmin Türk versiyonuna kendisini..
Koku: Baba ve Ötesi..

xxmartin edenxx dedi ki...

filmi nihayet izledim :) kitabı uzun süre önce okumama rağmen çocuğun kokmamasına karşı bir tepki vardı onu hatırlıyorum ama filmde onu işlememiş olmasına karşın güzel bir filmdi özellikle dönemim görselliği ve jean baptisdeki tutkuyu çok iyi işlemiş alsında daha önce 'tutku' filmlerinin kokulu versiyonuydu :) bu arada bulunamayan efsanevi kokunun da kadın kokusu olduğunu da öğrenmiş olduk yanlış anlamdıysam :)
son olarak iyiki tavsiye etmişsin sağol...

interpreter dedi ki...

Film olarak Koku'nun anlatılamayacak bir kavram olduğunu düşünürsek oldukça etkileyicİ buldum ama göstergeler-arası çeviri söz konusu olduğunda romandan filme uyarlamalar,genelde bir adım gerisinde kalıyorlar romanların. Ana temanın filmde oldukça iyi bir şekilde işlendiği kanısına vardım filmi izleyince.
Ayrıca eserin orijinalini (Almanca) bilmediğim için, eserin bir çeviri kurbanı görüşüne tam olarak katılmıyorum, her ne kadar göze ve kulağa hitap etmeyen bir dil ile çevrilmiş olsa da..Ama bazen keşke bu eseri orijinal dilinden okuyabilseydik diyorum:))
Herkese sevgiler

Espresso dedi ki...

Sevgili 7, senin yorumun ve commentler süper, daha ne denir ki..Ben kendi koku dünyamdan 1-2 şey yazayım.
Dayanamadığım:Çilekli tart kokusu,
Hem neşe hem hüzün veren:Yağmur kokusu, Vazgeçemediğim: Deniz kokusu, Unutamadığım:Annemin kokusu, Unutmak istemediğim:Eski kocamın kokusu,Doyamadığım:Kızımın kokusu..

a.a. dedi ki...

filmi pazartesi gunu sinemada izlemistim. Yazin guzel, en cok hemfikir oldugum sey baslangic sahnesi.
Ancak ben malasef kitabi okumadim. Hikayenin ne kadar guclu oldugunu biliyorum ve filmin iyi olma sebeplerinden baslicasi hikayenin gucu zaten.
Sinema olarak cok ozenle calisilmis ve cok emek verilmis buyuk bir produksiyon olmasi disinda bir niteligi yok.
Ben en cok jean baptiste'in o plani uygulamaya karar verdigi kirilma anini seviyorum.
Ama bunun gibi sevdigim butun sahneler anlatici dis sesin devreye girdigi sahneler, ki bu bile zaten kitabin gucunu ortaya koyuyor.
En onemli buldugum sey ise hic onemli olmayan bisiy belki de, filmin acilisinda o anlatici sesin kokuyu 20. yuzyilin en onemsenmemis konularindan biri olarak gostermesi.
Filmin vokal agirlikli muziklerini kullanisini pek sevemedim.

Filmin sonunda bir yeri gosterip sonra basa donerek hikayeyi anlatan filmler vardir.
Filmin sonuna gelindiginde tekrar o ana donerler.
Koku'da da olan bu anlatıim bir suru filmde var zaten biliyorsun. Bu anlatim tercihi filmlere "kader"in altini cizmek icin konur.
Baskarakterin sondaki bir halini gosterir ve butun filmi 'ne olacak da boyle olacak' diye izledigin icin herseyde neden-sonuc iliskisi kurar her detayi o "son"a baglarsin ve genelde bu eylemlerden hareketle kaderin kacinilmazligi uzerine bir vurgulama olur.
Koku'nun en buyuk marifeti romandaki hikayesinin radikalligine ozgun olarak bu yapiyi kirmasi.
Gosterilen geleneksel kaderciligi kiriyor anlatim tercihi olarak, tipki kaderine bas koyan karakteri gibi.
Senin yazinla baslica uzlasamadigim nokta da jean baptiste'in ilk etkilendigi/oldurdugu kadinin, kadin olarak ve etkileme olarak hikayede asil onemli yeri teskil etmedigini dusunmem.
Asil olay jean baptiste'te..
ve jean baptiste'in gelisiminde kadin sadece bir surec.
O kadinin yerini bir baskasi da alabilirdi.
Zaten bence filmin sonunda agladigi sey kadina olan saplantisinin gucunu degil bilakis kucuklugunu gosteriyor.
Bence agladigi sey kendi varolusu ekseninde.
Bu inanilmaz plani gerceklestirdiginde, varolusunu boyle birseye adadiginda ve de en onemlisi tamamen basardiginda bile, en basit duygunun(o kadina olan) gercekliginin yerini bile alamiyor.
Yasadigi tatmin duygusu kisacik suruyor.

Bence filmin/hikayenin onemi radikalliginde.
Sistemden, dinden, toplumsal yapidan, insan turune kadar cok sert elestiriler tasiyan ve topuna kafa tutan radikalliginde.

Jean baptiste'in ilk kadini burada cok ufak bir sey benim icin.

Lewo dedi ki...

bu nasıl bir film böyle bu nasıl final çok beğendim.
müthiş....
kitabı okumadığım için şanslıyım bu kez.

dilara dedi ki...

önce kitabi okumustum, gece hafta filmi izlemeye firsat buldum. hayal kirikligina ugradim dogrusu...

esra dedi ki...

çok dehşet bişi yaaaa

Aaron dedi ki...

mükemmel bir anlatım olmuş , filmi yeniden izlemiş gibi oldum ... Sadece filmi izleyen kitabı okumayan bir çok kişiye aslında kokusu olmadığı için dışlandığını , itildiğini ve istenmediğini anlatmaya çalıştım .. Filmde bu bir eksikti gerçekten ama herşeye rağmen dünde dedim yaa defalarca izlememe rağmen asla sıkılmayacağım bir film..

Yazında değinmediğin bir konu var ki filmin ayrıntılarından Grenouille arkasında bıraktığı her kişi bir şekilde ölüyor.. sonuçta ilk 10 'a kesinlikle alacağım filmlerden ...