12 Haziran 2009

Mucizevi Mandarin



RAMMSTEIN - NEBEL

"Yaşlı ve çirkin mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş. "


Bu küçücük hikaye, en nefret ettiğim şeyin "bana sunulan şefkat" olmasının ardındaki soğuk gerçeği nasıl da haykırdı birden..
Okudum.. nefesim kesildi.. mideme bir yumruk yemiş gibi kaldım.. uzun süre kitaba devam edemedim.. uzun süre üstüne başka hiçbir şey okuyamadım.. hiçbir şey düşünemedim..


Aslında hep bildiğiniz bir şeyle, hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz bir yerde karşılaşırsınız ya.. işte öyle bir şeydi.. bana en tanıdık olan şey.. ama bana en uzak olan şey gibiydi..

İkibuçuk yıl önce yazdığım 5. mevsim yazımda itiraf etmişim bunu biraz :)

Ben şefkatten hep nefret ettim.. ama bana sunulan şefkatten.. yoksa çok şefkatlidir benim yüreğim.. ihtiyacı olan herkese sunarım.. ihtiyacı olan herkese yetecek kadar şefkat barındırıyor yüreğim..
Benim derdim, bir başkasının bana şefkat göstermesinde..
Gerçekten kendimi bildiğimden beri kaçtım ben şefkatten..


Hızlı hızlı geçip gidiyor beynimden anlık görüntüler.. bölük pörçük.. toplayıp birleştiremiyorum..
Ailem ve dostlarım mesela.. Ben dertlerimi onlar dahil kimseyle paylaşmam.. bir derdim varsa kendi içime kapanır, derdimin tam olarak ne olduğunu ve nasıl çözebileceğimi bulana kadar kimseyle paylaşmam.. Ben hiç anneme ağlayarak gittiğimi hatırlamam.. yanında ağlamışlığım olmuştur mutlaka ama kendimle ilgili ağlamalarım hep kendimedir.. Çünkü onlara ağlayarak gitmek demek şefkat dilenmek demekti benim için.. bana sarılıp beni avutmaya çalışacaklar ve ben içinde bulunduğum o andan nefret edecektim.. ben anneme bir derdim var diye gitmem ama o anlar bir derdim olduğumu, didik didik etmeye çalışır içimi, sorar konuşturmaya anlattırmaya çalışır..
Zaman zaman bana çok yabancı biriyle paylaşmışımdır bu anları.. Çünkü yabancılar size şefkat göstermez ya hani.. gösteremez.. istese bile gösteremez.. çünkü adı üstünde o bir yabancıdır ve aranızda bir duvar vardır, size dokunamayacağını bildiğinizden rahatlıkla anlatırsınız derdinizi ..


Hızlı hızlı geçip gidiyor beynimden anlık görüntüler.. bölük pörçük.. toplayıp birleştiremiyorum..
iki adam geliyor aklıma.. bana yabancı olmadıkları halde çözüldüğüm, döküldüğüm önlerinde.. sonrasında pişman olduğum.. onlar bana istemediğim halde sundular şefkatlerini.. hatta hissettirmeden.. hissetsem gerçekten durduracağımdan.. önce usulca o şefkat girdi içime, sonra girdiği gibi dağıttı geçti içimi.. pişman oldum..


şefkat çok güçlü bir duygu..
şefkat bütün duvarları yıkar..
ben bunu hep bildim..
bu yüzden hep uzak durdum..
yıkılmasını istemediğim duvarlarım var çünkü benim..
yıkılırsa bütün gücümü kaybedeceğim..
mandarin gibi her dokunuşta eriyip yokolacağım..



Hızlı hızlı geçip gidiyor beynimden anlık görüntüler.. bölük pörçük.. toplayıp birleştiremiyorum..
güç tutkunu muyum ki acaba diye düşünüyorum bazen.. ama yok yok aslında bu değil.. güç tutkunu değilim ama güce ihtiyacım var.. hep oldu.. birine şefkatle sığınmak, gücümü kaybetmeme.., gücümü kaybetmek ise bir gün yolun ortasında kaldığımda yere yığılmama neden olacaktı.. oysa yolun ortasında kaldığınızda yere yığılmamalısınız.. karşıya geçmelisiniz bir an önce.. yolun yanlış tarafına geçtiğinizin de bir önemi yoktur o anda..

çünkü yolun orta yerinde kalakalmak en tehlikelisidir.. yanlış tarafa geçmekten daha tehlikeli..


Hızlı hızlı geçip gidiyor beynimden anlık görüntüler.. bölük pörçük.. toplayıp birleştiremiyorum..
Kızım diyor ki çoğu zaman; anne sen neden hiç ağlamıyorsun ?? Ağlıyorum, neden ağlamayayım ki diyorum.. bir kez bile görmedim ama ben seni ağlarken, çok merak ediyorum ben senin nasıl ağladığını, ağlarken yüzünün nasıl olduğunu diyor..
oysa ben özellikle saklanmıştım ondan ağlarken.. beni öyle görüp üzülmesin diye.. özellikle onun yanında ağlamamıştım..
Düşünüyorum.. buluyorum, onun beni ağlarken gördüğü (yakaladığı diyelim) bikaç kare.. hatırlatıyorum ona da.. aaa evet diyor.. gülüşüyoruz..


Yanlışı doğrusu yok bu duyguların.. ben böyleyim.. hiç eksikliğini hissetmedim ben kaçtığım bu duygunun.. veya hiç pişman olmadım kaçmaktan..

aksine hayatımda en pişman olduğum anların başında geliyor iki kez dilendiğim şefkat anları..
demek ki bana göre doğru olan kaçmakmış deyip ana konumuza kitaba dönmek istiyorum..


Aslı göndermişti uzun zaman önce Mucizevi Mandarin i bana..
Elimde okunacak kitaplar listesi kabarık olduğundan sıra gelememişti ki..
İmkansız Aşk ı okur okumaz içimde uyanan merakı durduramadım..

O kadını çok merak etmiştim çok..
Öyle bir kadının kelimeleri nasıl olur, duygularını nasıl ifade eder..
Hemen başladım ben de elimdeki Aslı Erdoğan kitabına..
Öyle etkilendim ki, bu etkilenişimi anlatacak doğru kelimeler bulamıyorum..
Ben yazmış olmak isterdim gerçekten.. gerçekten ben yazmış olmak isterdim bu kitabı..
Öyle çok satırın altını çizdim ki kitapta.. çizdiğim her satıra öyle güzel hikayeler uydurdum ki içimde.. öyle güzel fotoğraflarla birleştirdim ki.. hiç bitmesin istedim bu kitap.. bir ömür okuyabileceğim kadar uzun olsun satırlar..


Kitaptan çok kendimden bahsettim ama bu kitaptan pek çok alıntı yazmayı düşünüyorum zaten..

yine kitaptan, yine şefkat konusuyla alakalı bir cümleyle bitireyim en azından yazımı..
Kitabı hiç ama hiç zaman kaybetmeden alıp okumanız dileğiyle..



Şefkat, bazen nasıl da ona en çok gereksinim duyanları paramparça ediyor !

20 yorum:

7Layers dedi ki...

bilmek isterim: "mucizevi mandarin"den sonra "imkansız aşk"a bakışın değiştimi?
:)

Kitap Kurdu dedi ki...

Nasıl ama muhteşem değil mi? Kesinlikle diğer kitaplarını okumalısın. Özellikle Kabuk Adam.

' baha ' dedi ki...

Listeye aldik efendm =)

Benim Hayatim dedi ki...

Şefkat hakkında tüm yazdıklarının altına rahatlıkla imzamı atabilirim.

Ben en güçlü durduğum anlar da sadece aniden gösterilen şefkatle dağıldım. Kendimi çok savunmasız,duvarsız hisettiriyor. Bu sebeple sadece ben göstermek istiyorum :)

Kitap Siparişlerime ekledim. Tşkler paylaşımın için :)

karton_piyer dedi ki...

Yapacak iş arıyordum :)

cinar dedi ki...

düşünüyorum da ben de annemlere ağlayarak gitmedim hiç. kızgınlığımdan, hırsımdan ağladığım olmuştur belki ama üzüntümden ağlamadım hiç. ağlamayı da düşünmüyorum. belki kendimi böyle daha güçlü hissettiğimden. bilemiyorum. ama yolun ortasında kalakalmak korkunu çok iyi anlayıp duygularını paylaşıyorum.

Aslı Erdoğan okumadım hiç. Ama yazdıkların çok hoşuma gitti ve ben de listeme ekledim. teşekkürler :)

Haşim A. dedi ki...

Yazını okuduktan sonra aklıma şu takıldı. Ruhumuzun önümüze koyduklarını seçerek, ayıklayarak yaşamak yerine, acaba duygu doğamıza hiç müdahale etmeden yaşayabilsek nasıl bir hayatımız olurdu diye? Sanki daha dolu, dolu daha bir bütün ve tam olurdu gibi geldi bana. Ben bana ait olan ama benim kaçtığım duyguları düşündüğümde, sanki hayatı onlarsız eksik, yarım yaşıyormuşum, bir tarafımı ( sanki sağlıklı ve işlevsel olan bir uzvumu) sakatmışım gibi hiç kullanmıyor musum hissine kapılıyorum. Tahmin ediyorum aslında onlarla ilgili beynimde bir zaman, bir yerde, bir şekilde oluşmuş bazı barkodlar var. O barkodlar yüzünden kaçıyorum bu duygulardan. Kimbilir belki bir gün değiştirebilirim bu barkodları…

Bu arada senin blogunda gördükten sonra bende alıp okudum imkansız aşkı. Sonrasında da senin gibi bende Aslı Erdoğan'ı merak ettim ve onun "Taş bina ve diğerleri" ni aldım okumak için. Ama ben sevmedim yazım dilini. İki kelime ile anlatılabilecek şeyler için, gereksiz yere on kelime harcandığında ben pek keyif alamıyorum okuduğumdan. İlk iki öyküsünü okuyup koydum kenara. Bir ara kalanı da okurum. Onun üstüne Hande Altaylı’nın Maraz’ı ilaç gibi geldi. Sevdim bu kitabını. Tavsiye ederim.

Sevgilerimle

YILDIZNAF dedi ki...

Hemen kitapcilara ugranacak efemmmmm...

banu dedi ki...

nekadar güçlü göründüğünü hep söylüorum zaten içinde kopan fırtınaları da güzel gülüşünle hiç belli etmiosun gerçekten duvarların çok kuvvetli.benim için herzamn 'sözü dinlenilmeli' kişiler arasındasın :) kitapı zaten okuduğun günden beri merak ediodum ama bu yazı hemen almam grektiğini hatrlattı

SN dedi ki...

Öyleyse Güçlü Hanım, ben de size, sayenizde okuduğum bu kitaptan bir küçük alıntı ile cevap vereyim:

"Calvin Parkı'na Sergio ile çok sık gelirdik. Bir keresinde banklara oturmuş öpüşürken, karnıma korkunç ağrılar saplanmıştı. Sergio beni bir anda kucağına almış, arabaya dek taşımaya kalkışmıştı. Saçmalamayı kesmesini, beni derhal bırakmasını, kendi başıma yürüyebileceğimi söylemiştim. Gülmüştü. "Seni bu genç yaşında aşktan nasıl bu kadar korkuttular?" diye sormuştu."

Ben de şimdi sana soruyorum aynı soruyu.

Bekriya dedi ki...

"Aslı Erdoğan / Hayatın Sessizliğinde " okumalısın Fatoş :)

beenmaya dedi ki...

şu anda son kitabı "taş bina ve diğerleri"ni okuyorum bende ve aslı erdoğan diyorum sadece...

bu arada imkansız aşk'ı bulamadım hiçbir yerde bulamıyorum da :(((

davut dedi ki...

merhaba ben bundan yaklaşık bi ay önce kadar size bağlantı değişimi için teklif yapmıştım ve sitenizi eklemiştim ama hala cevap alamadım :( site : davuterarslan.blogspot.com eklerseniz sevinirim eklemeyeceksenizde lütfen bana bildirin.. teşekkür ederim..

owl dedi ki...

çok beğendim yazını, öyle içten anlatmışsın ki kitabı okumadan edemeyeceğim.

Evren dedi ki...

bugün kitaplarımı karıştırırken elime geçti... bir kez daha okudum altı çizilileri ki neredeyse tamamıydı...yanıbaşımda dururken senin yazın denk geldi... kitap arkası vurmuştu beni.. her okuduğumda aynı şiddetle vuruyor...

Adsız dedi ki...

Yaşanmışlıklar aynı olunca insan kendini buluyor.

UÇAR dedi ki...

Şu sefkat olayına da yorum yapmadan edemedim. Bu konuda seninle hemfikirim. Şefkati Kamil Hayvan nasıl anlatmış bak.

Yeğeniyle birlikte oturmuşlardı.
Her zamanki gibi birşey sorabilir miyim deyince
Efendim diye cevap verdi kutup dayısı.
"Düşündüm de;
Biz tekamül etmiyoruz gerçekte...
Yiyoruz, içiyoruz,
Yiyecek, içecek olup ölüyoruz...
Dayı neden böyle?"

Beni iyi dinle dedi ayıbilge...
Hayvan-ı kamil olmak için
Doğuyor ve ölüyoruz...

"Ama nasıl?" dedi
Na-mütekamil karbeyaz kutup ayıcığı...
Gözleri doldu dedenin;
Sen bilir misin dedi hiddetle...

"Yaşama sanatını öğrenmek...
Sen bilir misin dedi, ne zor iştir.
Şefkati bilenin,
Avlanmayı öğrenmesi ne zor iştir sen bilir misin..."

---Elhamdülillah Hayvanım kitabından---

Nihat dedi ki...

merhaba...

bir akşam ufuk'a misafir olmuştum. masasının üzerinde aslı erdoğan'dan bir kitap vardı. ki aslı erdoğan sevdiğim/okuduğum yazarlardan biridir. derdi kendisi olan, kendisiyle yaka paça halde yaşayan, yeryüzüne oturamayan, sinir uçları açık duran ve sağa-sola toslayan içi çizik/kanamalı bir kalem işçisi... doğrusu ben biraz da yaralı insanları severim, dahası insan biraz da yarası olandır derim.

ufuk'ta aslı erdoğan'ı görünce sevindim. aslı'yı okumaya başlamasına, yolu aslı'ya/yaraya varmasına...

sonra kitabın tarafınızdan hediye edildiğini öğrendim. size dair bir şeyler konuştuk. bunun üzerine blog'unuza baktım. yazdıklarınıza/okuduklarınıza karıştım. içimden sizinle tanışmak geldi. dedim ya, yaralı bir insan yüreği her zaman benim için yurt olmuştur.

umarım rahatsız etmemişimdir.

izmir'den bursa'ya selam olsun.

n i h a t

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

Yıllar sonra tekrar elime aldım bu kitabı ilk ne zaman okumuştum hatırlamıyorum bile tıpkı kaç kişiye bak bu kitabı okumalısın diye hediye ettiğimi hatırlamadığım gibi...

Çok yalnız bir kitaptır mucize mandarin... bir gecede yeniden bitirdikte sonra daha fena daha damardan bir yalnızlık kitabı olduğunu kanaat getiriyorum şimdi...

Bir kadının bir adamın zamanını tutturamayıp yaşamamın içine edilmiş hayatlar ile yarım yamalak yaşasamaya devam ettiklerinin hikayeleri dolanıyor...

Bizler esasında hayatın en azından belli dönemlerinde yaptığımız yaşadığımız yaşatılan hatalar yüzünden birer kader kurbanı olup çıkıyoruz...Kimimiz bu esaretten kurtulu bir kader mahkumu gibi hayatına devam ederken kimimiz dışarda başka hayatlarda yeniden mahkum oluyoruz...

Kitapta diyor ya Aşkın bir gözü kördür diye işte bu körlüğü sevmesek belkide bu mahkumiyette olmayacak...

Bana sorarsan ben aşka tek gözle değil gözü kapalı dalıp idamla yargılanmayı bile göze alrım öleceksek aşktan ölelim...

Not: kitap biter bitmez sıcağı sıcağına yazdım hatta bu yazıyı ilk okuduğumda tekrar okuduktan sonra yazarım diye not düşmüştüm defterime yeniden okuma zamanı şimdiymiş kitap bitirmeyi buraya yorum yazmayı iple çektim...Pek yorum değil bu bir iç kusma...

7.oda dedi ki...

"Mucizevi Mandarin" İtalyancada :)

http://www.edebiyathaber.net/mucizevi-mandarin-italyancada/