15 Ocak 2008

tarih..


Tarihi bugünkü kafamızla anlamaya çalışmamayı öğrettiler bana..
20.yüzyılda biçimlenmiş milliyetçi kafalarımızla biz bu işi çözemeyiz..

Üç türlü imparatorluk çözülüşü vardır:
bunlardan ilki, Roma İmparatorluğu gibi zaman içinde yavaş yavaş yok olur gider.
İkincisi, İngiliz İmparatorluğu. Bu örnekte planlı bir tasfiye söz konusudur, hangi ülkeye ne zaman ve nasıl bir statü verileceği planlanmıştır.
Üçüncüsü, Osmanlı İmparatorluğu. Bir gece imparatorlukta yatar ertesi gün Cumhuriyet’te uyanırsın.

Erkeklerin 4 kadınla evlendiği, üstüne üstlük cariyeler de aldığı, kadının kafes arkasında ve peçe altında tutulduğu bir İslam ülkesinde, bir anda modern bir Avrupa toplumuna geçiş sancılı oluyordu. İnsanlara ne yapacaklarını, nasıl yaşayacaklarını öğretmek için bir sürü “adab-ı muaşeret” kitabı yayınlanmıştı. Latince alfabeyi öğrenenler bu kitapları okuyor ve yeni kuralları öğrenmeye çalışıyordu. Arap harfleri yasaklandığı ve Latin alfabesine geçildiği için ortalıkta okuma yazma bilen kişi de kalmamıştı pek. Ülkenin her yanında müthiş bir Latin alfabesi öğrenme seferberliği ilan edilmiş ve her yerde kurslar açılmıştı. Hangi yaşta olursa olsun insanlar kadınlı erkekli bu kurslara gidiyor ve kendilerine pek tuhaf gelen Latin harflerini öğreniyorlardı. Okuma yazmayı öğrenenler bütün adab-ı muaşeret kitaplarını okuyor ve bilgileri çevresindekilerle paylaşıyorlardı. Çünkü bu kitaplar olmadan insanların ne yapacağını bilmesi olanaksızdı.
Bir halk, yaşamayı yeni baştan kitaplardan öğrenir olmuştu.

Mesela o yıllarda yayınlanan bu kitaplardan bikaç alıntı:

“Vapurda, trende, tramvayda, tünelde hülasa bütün nakil vasıtalarında yanınıza rastlayan bayanı öyle yiyecek gibi süzmeyiniz. O bir moda mankeni değildir ki üstünü başını seyredesiniz.”

“Şehrin caddelerinde laubali olarak baş açık gezmeniz de adab-ı muaşerete hiç uygun değildir. Başınızda bir şapka bulunmazsa tuvaletiniz ne kadar kibar ve şık, yüzünüz ne kadar güzel olursa olsun sizi muhakkak ayıplayan birçok gözler bulunacaktır.”

“Bilhassa yaz sıcaklarında gezip tozduktan sonra trende veya vapurda otururken ayağınızı sıkan veya nasırınızı acıtan iskarpininizi usulcacık çıkartıyor ve havalandırıyor musunuz? Bu adi hareketi yapmaya canınızın yanmasını tercih ediniz.”

Çarşaftan modern giysilere geçen ve böylece her sokağa çıkışında kendini çıplak gibi hisseden kadınlara da çeşitli nasihatler vardı bu kitaplarda: Mesela,
“Nakil vasıtalarında diz boğumlarını sıkıyor diye diz kapaklarınızdan aşağıya simit gibi kıvırdığınız çoraplarınızla sakın oturmayınız. Bu hem gülünç, hem de adiliktir. Jartiyeriniz yoksa paça lastiğinizi bollaştırınız. Laubaliliğin bu kadarı olmaz.” deniliyordu.
Ya da şu kural: “Korsanızın veya jartiyerinizin düşeceği endişesi ile bir bahane bulup vitrinler önünde durarak onları elbisenizin üstünden sağa sola çekiştirerek düzeltmeyiniz. Hem seyircileriniz çok olur, hem de bu o kadar ihtiyatsız hareketiniz size gezmenizi zehir eder.”

Bu kurallar karakalem çizimlerle de destekleniyordu. Resimlerde vitrinler önünde başı şapkalı şık hanımlar ile bobstil beyler pek kibar bir biçimde dolaşıyor ve erkekler bazen başlarına taktıkları, bazen ellerine aldıkları fötr şapkaları pek bir gururla taşıyorlardı.

Evlere yayılmaya başlayan telefon için de çeşitli kurallar konulmuştu:
“Telefonda daima en kısa ve kestirme şekilde konuşulması gerektiği, telefonda uzun uzadıya hal hatır sormanın ve yüksek sesle konuşmanın kabalık olduğu, hususi ikametgah telefonu müstesna olmak üzere işyerine sırf hal ve hatır sormak için telefon etmenin caiz olmadığı” belirtiliyordu.

Ben de… özellikle cep telefonunun herkesin başının yanına üçüncü bir kulak gibi yapıştığı günümüzde, bu kitapları tekrar yayınlamak gerektiğine inanıyorum. ve hatta sadece telefon olayları için değil, aradan yıllar geçmiş ama ne yazık kı bu adab-ı muaşeret kitaplarında yazan pek çok şeyi yeniden okumaya ihtiyacımız var bence..

Leyla'nın Evi

(EARTHA KITT - USKUDAR)

fotoğrafçı: 7.oda

8 yorum:

Müşkülpesent dedi ki...

Bazı kurallar evet yerindeymiş :) özellikle telefon olayına kesinlikle katılıyorum

Yossi dedi ki...

Adab-ı muaşeret önce ilkokullara zorunlu kılınmalı. Ama bu arada kasabalaşan şehirlerde yaşayanları ne yapacağız?
Yeniden harf devrimi, kıyafet devrimi, tekke-zaviye devrimi yapmak lazım, hem de kaba saba milliyetçiliğe kapılmadan.
Geç kalındı bence. Hepsi için...

epoch dedi ki...

Ahlak olmadan, insanların yönetimi için kanunların kifayetsizliği nasıl bir gerçekse, ahlakı pratik hayata intikal ettiren adab-ı muaşeret olmadan ahlakın, nazariye olmaktan öteye geçmeyeceği de öyle bir gerçektir. Yani, adab-ı muaşeret olmadan ahlakın, ahlak olmadan da kanunların tek başına yeterli olabileceğini söylemek mümkün değildir.

Erol dedi ki...

ahahah.
kitaplar, hiç lafı dolandırmadan anlatmış her şeyi. ve fakat ben şu mim olayını hâlâ daha yazamadım, ama bu yazmayacağım anlamına gelmez tabi.

ve en önemlisi de ilk iki cümle'dir, noktadır.

çiğdem dedi ki...

tarihle icice bir bina..cok guzel goruntulemissin...yazi da cok ilgi cekici...

gönül dedi ki...

Harika bi anlatım cidden...çok begendim.

erkan dedi ki...

kuleli?

adsoy dedi ki...

osmanlı'nın çözülüşü bence doğru tanımlanmamış. osmanlı'nın çözülmesi yüzyıllar sürmüştür. modernleşme çabaları da hakeza aynı şekilde yüzyıl önce başlatılmıştır.

fotoğrafa gelirsek güzel olmuş. binanın tamamını kadraja iyi sığdırmışsınız.