14 Eylül 2011



Till Lindeman & Richard Kruspe - Schtiel


Orijinal Adı: Eastern Promises
Yönetmen: David Cronenberg
Yıl: 2007
Başlangıç sahnesi: Eş zamanlı gerçekleşen bir doğum ve bir ölüm.
Hikaye: Bu iki olayı birbirine bağlayan, şiddet merkezli bir polisiye/gerilim.
Yer : Londra
Karakterler:
Anna (Naomi Watts): Bir hastanede çalışan Rus asıllı ebe.
Semyon (Armin Mueller-Stahl): Londra’da bir restaurant sahibi. Londra’daki Rus mafyasının içinde.
Kirill (Vincent Cassel): Semyon’ın oğlu.
Nikolai (Viggo Mortensen): Semyon ve Kirill’in özel şoförü ve kirli işlerini halleden Rus.


Bizi ilgilendirmeyen işlere burnumuzu sokmaya bayılırız çoğumuz.. Yardım amacıyla karışsak da bu bizi ilgilendirmeyen olaylara, bazen öyle şeyler olur ki, yardım edemediğimiz gibi başımıza bir sürü de çorap öreriz.. Neyse ki Cronenberg’in filminde en azından yardım amacı gerçekleşiyor..



Yazının devamı Eastern Promises hakkında detay bilgi içerir.

Anna, hastaneye ölmek üzereyken gelen hamile genç kızın doğumuna giriyor, bebek doğuyor, anne ölüyor.. Ölen annenin kim olduğu bilinmediği gibi yakını da olmadığından bebek yetimhaneye gönderilecekken, Anna genç annenin üzerinden çıkan tek şey olan küçük günlüğünü gizlice alıyor. Amacı bebeği verebileceği akrabalarını bulmak. Fakat bir sorun var günlük Rusça. Ve Anna her ne kadar baba tarafından Rus asıllı olsa da Rusça bilmiyor.. Bir yandan tercüme etmesi için amcasını ikna etmeye çalışırken, bir yandan da günlüğün içinden çıkan bir restaurantın kartvizitin peşine düşüyor ve restauranta gidiyor. Burada devreye muhteşem bir oyunculuk sergileyen Semyon giriyor. Anna saf gibi her şeyi anlatıyor, günlükten bahsediyor. Ve böylece bizim Londradaki Rus mafyasına mensub bu tehlikeli adamlar günlüğün peşine düşüyor. Hem günlüğü, hem de günlükten haberi olan insanları yok etmek üzere.. Bu iş için de zaman zaman şoför Nikolai görevlendiriliyor.

David Cronenberg, şiddet ve iç hesaplaşma olgusunu aynı kazanda pişiriyor. Bunu da Viggo’nun hayat verdiği Nikolai karakteri üzerinden yapıyor. Çalıştığı suç örgütünün iç yüzünü keşfeden Nikolai’nin aileye sadakati azalıyor ve Anna’yı korumaya başlıyor.


Kirill, babası Semyon’un güçlü egosu altında ezilen bir karakter. Çocukluğundan itibaren babasının büyük bir soğukkanlılıkla uyguladığı şiddete pek çok kez tanık olmuş ve büyüdüğünde de kendisini ifade edebilmek için O da şiddete yönelmiş bir karakter. Eşcinselliğini bastırmış, ezikliğini örtbas etmek ve kendisini ispatlayabilmek için şiddeti abartılı boyutlarda kullanmış bir karakter. Onun bu hale gelmesinde, babası tarafından ısrarla kabul edilmemesinin önemi büyük. Ve Cronenberg bu anlatımları çok iyi yerleştirmiş filme. Sömürmeden, dozunda işlemiş konuyu.

Şark Vaatleri, şiddeti bir şok unsuru olarak kullanmıyor. Her şiddet sahnesi öncesinde “ben geliyorum” diyor. Film grafiksel olarak çok şiddet içerse de tüm şiddet sahneleri soğukkanlı. Bu da seyirciyle şiddet arasında hep bir mesafe olmasını sağlıyor. Cronenberg; erkek egosunu, erkekler arasındaki ilişkileri, ataerkil bir düzen içinde şiddetin giderek meşrulaşmasını, hatta şiddetin bir nevi kendini ifade etme şekline dönüşmesini anlatıyor bu filmde. Bu anlatımın en güzel örneklerinden birini de Viggo’nun saunada çıplak dövüştüğü o uzun kavga sahnesinde sergiliyor. Filmin unutulmaz bir sahnesi olarak da hafızamıza kazınıyor. (bu sahnede dublör kullanılmadığı söyleniyor)

Filmin en zayıf yanı kadın karakter. Cronenberg erkeklerin dünyasının ve şiddeti bu kadar iyi anlatırken Anna karakterini o kadar zayıf bırakmış ki. Anna, hikayenin işleyişinde kilidi açan anahtar unsur olmasına rağmen, karakterin bu derece pasif kalması ve üzerine Naomi’nin motivasyonunun da tam olarak inandırıcılık taşımaması filme zarar veriyor. Kadın karakterin yeterince iyi işlenememiş olması büyük bir gölge aslında filmin üzerinde.

Filmin bazı yerlerin de Türkler de mevcut. Çünkü Londra’daki Rus mafyasının içerisinde Türkler de var. Hatta zaman zaman filmde Türkçe konuşmalar dahi var !

Belirtmeden olmaz.. Rus mafyasında dövmeler; bedene işlenmiş özgeçmiş gibi. Dövmenin şeklinden, vücuttu yapıldığı bölgeye kadar, her şeyin bir anlamı var. Öyle kafana estiği gibi, istediğin yere istediğin dövmeyi yaptıramazsın. Bir adamın vücudundaki dövmelere bakarak; onun hangi örgüte mensup olduğunu, hangi mertebede olduğunu, hangi suçları işlediğini, güvenilip güvenilmeyeceğini .. pek çok şeyi anlayabilirsiniz.

Vücudunuzun herhangi bir yerine dövme yaptırırken dikkat edin!! Özellikle yolunuz Rusya'ya düşecekse :))

9 yorum:

banu dedi ki...

izlemekmi daha eğlenceli olurdu okumak mı bilemiyorum ama okumaktan keyif aldım zaten şu zamansızlıkta sen böyle arada film falan yazmasan film izlemeyi unutacağız :)))
rusyada dövme yaptırma kuralını nerden öğrendin :)) filmden mi???

beenmaya dedi ki...

büyük bir hevesle izleyip bir parça hayalkırıklığıyla bitirdiğim bir film olmuştu. iyi geldi hatırlamak. sağolasın...

7.oda dedi ki...

Banucum; evet dövmelerin Rusyadaki önemini vs. filmden öğrendim :)

Mayam; hayalkırıklığın kadın karakterin çok çok zayıf kalmasından, Naominin de kötü preformansından kaynaklanıyor olmasın?

bliyaal dedi ki...

Viggo amcamın çıplak dövüş sahnesinde “küçük Viggo” da gözüküyor. Ben bakamadım valla. Türkleri oynayanlar anladığım kadarıyla Türk değil, Türkçeleri bir garip geldi bana.

beni güney kore'ye uçur dedi ki...

şiddet mi? -Ben izlemedim bu filmi fakat şiddet içeren filmlerin çekici bir yanı olmaz diye düşünüyorum.

http://kacikturuncu.blogspot.com

Keremcan dedi ki...

iki eleştirim olacak )

"Hatta zaman zaman filmde Türkçe konuşmalar dahi var !"


Türkçe o kadar da ezik bir dil değil ki bir filmde Türkçe konuşma olması hayret verici bir hadise olsun :)) Bugün Rusya'da binlerce insan Türkçe biliyor -Azeriler hariç-
İngiltere dediğin de hem Türkiye'den gidenler hem de Kıbrıs'tan otomatikman gidenler dahil yine yüzlerce binlerce insanın Türkçe bildiği bir yer. Yani Holywood'dan çıkma sürüyle filmde Türkçe kullanıldı, hala da kullanılıyor.

İkincisi de

"Vücudunuzun herhangi bir yerine dövme yaptırırken dikkat edin!! Özellikle yolunuz Rusya'ya düşecekse :))"


Bu ancak hapishanelerde başa gelecek bir olay. O da şu şekilde, mafya içinde anlamı olmayan dövmeler pek bir şey ifade etmez. Yani şöyle bir örnek vereyim, omuzlara yıldız yaptırdın, sonra rusya'da hapishaneye düştün. Ancak bu başına iş açabilir ki, rus olmadığın için muhtemelen "hadi lennn" şeklinde bir hoşgeldin dayağı yersin fazlasının olacağını sanmam

yorumlarım bunlardır :))

buraneros dedi ki...

Ben de bu film üzerine: "Kaptırıp gitmişken ve hâlâ sorularınıza yanıt ararken, ikinci perdenin sonunda koltuğunuza biraz daha gömülüp üçüncü perdenin lezzetine hazırlandığınızda film bitti yazarsa ne hissedersinizin yanıtı ve suç üzerine yapılmış en iyilerden birinin tadı damağınızda kalmış halidir bu film." demişim. Ki bence sıkı bir filmdir.:)

Anıl Ergin dedi ki...

fena film değil. ama crononberg'in önceki filmini öneririm asıl. history of violence.. bir kaç kere izledim zevk için. farklı bir yönetmendir aslında. 80'lerin başında yaptığı videodrome vardır. beni sıkar. fazla uçuk kaçık buluyorum o dönemleri. the fly o dönem içinde en aklımda kalan film ki o da uyarlama zaten. ama history of violence ile bambaşka bir alana girdi. takdirle izliyoruz.

Ali Üstünsoy dedi ki...

Eastern Promises’ın senaristi Steven Knight bir süredir elinde uluslararası terörizmi de konu alan duygusal bir mahkeme gerilimiyle yönetmen arıyordu. Boy A’yle tanıdığımız John Crowley senaryoyu okuyup beğendi ve hazırlıklara başladı.

Crowley ismi belli olmayan filmde başrol oyuncularını Eric Bana ve Rebecca Hall olarak seçti. Hall ve Bana, iki eski sevgili avukatın birlikte savunma makamında yer aldıkları bir uluslararası terörizm davasında yaşadıklarını anlatacak. Yapımcılar filmi hem gerilim, hem de duygusal yönü yüksek bir film olarak anlatıyorlar.