13 Ekim 2010

İsyan / Equilibrium

.
Bu yazı Equilibrium filmi hakkında detay bilgi içerir.

Fragman



ANATHEMA - FEEL

“21. yüzyılın ilk yıllarında üçüncü bir dünya savaşı çıktı. Bu savaştan kurtulanlarımız, insanoğlunun dördüncü bir savaştan kurtulamayacağını biliyordu. Her an patlamaya hazır doğamız daha fazla riske atılamazdı. Bu yüzden yeni bir güvenlik kuvveti yarattık.
Prozium, mükemmel ilaç.
Yıkımlarımızın ilacı, toplumumuzun tutkalı. Yaralarımızın merhemi, bizi acıma duygusundan kederden, nefret ve melankoliden kurtaran tek şey. Onun sayesinde acıdan ve kıskançlıktan kurtulduk. Bizi eğlenceden, aşktan, sevinçten ve estetikten kurtaran bu mükemmel buluş için minnettarız. Prozium'u içtenlikle kucakladık ve bizi mükemmelleştirdi.
Dünya üzerinde var olan insanlar her zaman bir tek şeye sürüklenmişlerdir. Savaş.
Bizler, hastalığın belirtilerini değil bizzat kendisini tedavi etmek için çabalıyoruz. Bireyselliği reddedip yerine, toplumsal uyumu ve birleşmeyi koyuyoruz. Tüm erkeklerin, kadınların ve çocukların toplum içinde eşit yaşamalarını sağlıyoruz. Eşit yaşam kavramı hepimizin her zaman güvenle yol almasını sağlıyor.”


Sabah yataktan kalkıyorsunuz, hissiz, duygusuz. Kahvaltı yaparken dinleyebileceğiniz bir müzik yok.. Şakalaşıp neşeleneceğiniz bir sohbet yok.. Hatta açabileceğiniz bir televizyonunuz bile yok.. Duvarlarınızda gözlerinizin görüp gönlünüzü güzelleştirebilecek ne bir fotoğraf ne bir tablo da yok.. hiçbir şey yok..
hiçbir şey..
Daha yataktan kalkar kalkmaz ilk işiniz ilacınızı içmek oluyor..
Prozium..
Ve duygularınız ölüyor.. Gün boyu hiçbir şey hissetmeden, hiçbir duyguyu hissetmeden işinizi gücünüzü hallediyorsunuz. Ve bu ilaç sayesinde hiçbir şey hissetmediğiniz için herhangi bir şeyin eksikliğini de duyumsamıyorsunuz hayatınızda.



İnsanı ürküten bu senaryo 2002 yılında Kurt Wimmer’in yönettiği Christian Bale’nin sağlam bir oyunculuk sergilediği bir filme dönüşüyor.. Equilibrium..



Bir an bile gözünüzde canlandırabiliyor musunuz gerçekten dünyada hiçbir sanat eserinin olmadığını, hiçbir kitabın olmadığını, hiçbir şarkının olmadığını, hiçbir tablonun olmadığını..
Yok..
Yok..
Her şey yokedilmiş..
Neden ??
Çünkü eğer Mona Lisa’nın tablosu hiç varolmazsa, insanlar birbirlerini öldürmeyecekler bu tabloyu çalabilmek için, sahip olabilmek için. Kimse hiçbir şeye sahip olmazsa, kimse kimseyi kıskanmayacak, herkes eşit bir yaşam sürecek. İnsanın içindeki en tehlikeli duygulardan biri olan Hırs, gücünü kaybedecek.. 3.Dünya Savaşından yorgun çıkmış bir dünyayı işte böyle bir rejim yönetiyor.. HİSSETMEK, ÖLÜMLE CEZALANDIRILAN BİR SUÇ HALİNE GELİYOR. Peki tüm sanat eserlerini ortadan kaldırıp insanlar “sahip olma” dürtüsünden bir miktar arındırılabilse de diğer duygularından nasıl arındırabilecek, hissetmesi nasıl engellenecek?? Kimyasal bir ilaçla.. Prozium.. Her sabah içilen bu ilaçla, insanlar hayatlarındaki eksiklerin farkına bile varmayacak, uyuşacak ve hissetmeyecek.




Çok mu saçma geliyor kulağa bu bilimkurgu filminde anlatılanlar??


Biraz düşününce aslında hiç de saçma değil ve gerçek dünyada kurgu olmayan dünyamızda da benzerlerini yaşamıyor muyuz?
Bireyselliğin bitirildiği, duygulara ve hislere yer olmayan, neredeyse tek tip ve amaca yönelik insanların yetiştirildiği bir kurum!?! yok mu bugün her ülkede ??
Bugün Prozacı nerdeyse meyvesuyu niyetine içen insanlar yok mu etrafımızda.. Antidepresanları vitamin niyetine içen.. Acıyı hissetmemek için.. Acı çekmemek için.. Acıdan korktukları için.. Acıyla baş edemedikleri için.. Acı çekmekten kaçtıkları için.. Güçsüz oldukları için.. En ufak bir duygusal salınımda soluğu bu mutluluk şuruplarında almıyor mu pek çoğumuz ?? Uyuşturmuyorlar mı hislerini ??
Gittiğiniz neredeyse tüm doktorlar sizi sakinleştirici ilaç içmeye yönlendirmiyor mu ??
Öyleyse .. ?!?!
Çok da bilimkurgu değil aslında İsyan filmi ne dersiniz??
Belki de “Prozac Toplumu” denen kavramı basitçe gözümüze sokuyor sadece..
Tüm bunlara direnen ve hissizleşmeyi kabul etmeyen isyancılar var elbette her toplumda olduğu gibi. Öldürülmek pahasına bir kitap bulup saklayıp okuyan, yakılmak pahasına kendini müziğe bırakan, canını vermek pahasına aşık olan..



Christian Bale (Preston) de bu isyancıları bulup öldüren bir hükümet muhafızı.. Sanat eserlerini bulup yokeden, ilaçlarını içmeyenleri ve sanat eserlerini saklayanları bulup infaz eden..



Fakat bir sabah kendisi de ilacını içemeyince olanlar oluyor.. Az da olsa ilk defa bir şeyler hissediyor.. Bir kadının kokusuna vuruluyor.. Bir müzik onu alıp götürüyor.. 4 yıl önce karısı “hissetme suçlusu” olarak idam edilirken bile bu ilaçlar ve içindeki inanç sayesinde bir şey hissetmeyen Preston, o gün hissetmeye başlıyor.. Ve nihayetinde bu azılı hükümet adamı isyancı haline dönüşüyor..





Kokusuna vurulduğu kadın ile arasında geçen kısacık bir diyaloğu da yazmak istiyorum:
Mary: Sana bir şey soracağım. Neden yaşıyorsun?
Preston: Bu harika toplumun devamını korumak için yaşıyorum. Ülkeme hizmet etmek için yaşıyorum.
M: Bu bir kısırdöngü. Varlığını sürdürmek için varsın. Amacın nedir?
P: Senin varlığının amacı nedir?
M: Hissetmek. Bunu hiç yapmadığın için ne anlama geldiğini bilemezsin ama nefes almak kadar gerekli bir şey. Onsuz, aşksız, öfke ve acı olmadan nefes almak bir saatin tik-taklarından farksızdır.


Preston da ilaçsız bir dünyaya adım atıp isyancı olmaya başladıktan sonra, yani hissetmeye başladıktan sonra öğreniyor tabiki:
Duygular hakkında öğrenmen gereken ilk şey: bir bedeli olduğudur!


"Ama zavallı ben, sadece hayallerimle yaşıyorum. Hayallerimi ayaklarının altına serdim. Yumuşak bas çünkü üstüne bastığın şey benim hayallerim."

Anlamıyor musun?
Her şey bitti.
Bizi biz yapan her şeyi yok ettik!

10 yorum:

karton_piyer dedi ki...

Eski bir film için yeni bir yorum. Milletimiz aksiyon sevdalısı olması ve filmin kapağında ise "Forget the Matrix" yazması filmi heba etti. :)

İnsan bir ilişkiyi, he şeyi yok etse de kendisine olan yolculuğu hep devam edecek. Son nefese kadar bu yolculuk sürecek. Hiç bir şey bitmedi, her şey daha yeni başlıyor...

Volkan dedi ki...

underrated bir film bence. Matrix'e stil olarak benzediği için halı altına atıldı maalesef (sanki bir filme benzemek suçmuş gibi). Belki bir 10 yıl sonra değeri anlaşılır.
Güzel kritik

Mockingbird dedi ki...

Seneler önce izlediğim ve benim de beğendiğim bir filmdir, hala izlemeyen varsa ben de tavsiye ederim bu filmi.

kara kitap dedi ki...

hislerini bir zamanlar yitirmiş biri için güzel bir film.hemen biryerlerden bulup izlemeli.en son yazdığın repliğe bayıldım.

"Yumuşak bas çünkü üstüne bastığın şey benim hayallerim."

hayallerinizin üstüne basanlar yumuşak basmıyor.tüm güçleriyle çiğniyorlar ki hayaliniz falan olmasın,var olanla yaşayın.

Abi dedi ki...

Ben de yıllar önce izlemiş, Matrix kokan uçuşan siyah uzun ceketlerden ve aksiyon sahnelerinden filmin ana felsefesinin güme gittiğini düşünmüştüm...

emrefid dedi ki...

Ben bu filme hastayım, hayranım. Birçok kişiye izle dediğimde "Heaa Matrix çakması sanırım." tarzı bir yorum alıyorum. Ne olursa olsun bu filmin değerini gözümde ufacık bile düşürmüyor. Eğer bu filmi çok sevdim etkilendim diyorsanız, bu film ile paralel bir kitabı tavsiye edebilirim. Blogda da bahsetmiştim önceden. Lois Lowry'nin Seçilmiş Kişi adlı kitabı. Gerçekten ikisi de mükemmel. İkisi de etkileyici.

UfukCRY dedi ki...

neyseki film hakkında bilgi içeriyormuş. Ben de başlığı görünce seni isyan ettirecek bi olay mı oldu acaba demiştim :)

eXi Le dedi ki...

"Bizi biz yapan her şeyi yok ettik! "

ßu Yüzden ßuğuLudur Kıyısından Ya§amayı Seyrettiğim Pencerem..
ßu Yüzden ßuğuLudur -Ama Hep ßuğuLudur- Görmekten SıkıLmı§ GözLerim..

Adsız dedi ki...

Böyle oluyor işte bazen; bir şeyler anlatmaya çalışıyorsun ama o şeyi anlatamaman anlatmak istediğin şeyi anlatıyor...
Sen yazmıştın, hatırlıyorum, Pontypool filmi hakkındaydı. Film böylesine güzel bir konuyu heba etmiş demiştin. Öyle hatırlıyorum ve bu film için de aynı şeyi söylüyorum, ilk cümledeki farkla...
Hislerin olmadığı bir dünyayı ya da hislerin olmadığı insanları tahayyül etmek kolay değil zira...
Ne bileyim, hani hırsları yok ettiği söylenen bir ilacı düzenli kullanan bir rahibin, (adını hatırlamadığım siyahi olanı) "kariyerimi seninle tamamlayacağım" deyişi, yüzündeki hırs ifadesi bile en basitinden yönetmenin hislerin olmadığı bir dünya tahayyülünün ne kadar eksikli olduğunu gösteriyor mesela...
Üstelik savaşların sebebinin insan hırsları ve hisleri olduğu yıllardır tekrarlanan bir saçmalık ve film bunu önsel bir kabul alarak zaten yanlış bir hareket noktasından sahip... Bu dünyada, hala, 1. Dünya Savaşı'nın başlama sebebinin, bir veliahdın öldürülmesi olduğuna inanan var mı ilköğretim çocuklarından başka? Ya da 2. Dünya Savaşı sadece Hitler manyak olduğu için mi çıktı? Saçma ya da komik... Bu yüzden yönetmeni, benzer bir komikliğin yazarı olan, ajan olduğunu kendisi bile kabul etmiş, George Orwell ile birlikte, tarihin çöp sepetine atabilirim ama Serdar Ortaç denilen şebek benim kolumdan tutar ve başlar şarkısını söylemeye, "seni çöpe atacağım poşete yazık" diye...
Neyse, her neyse, sevgili arkadaşım, kızdım işte birden bire... Konu güzel, senin vurguladığın şeyler güzel ama, bilirsin işte, niyet önemli der dururum her seferinde...
***
Bu arada, duyguları ortadan kaldırmanın bir yolu da benzeştirmektir bence. Hissediyor bugün insanlar ama hisler ve o hisleri ortaya koyan sanat eserleri de benzeşiyor ve aslında bireysellik en çok bu yolla ölüyor. Örneğin film, tüm Hollywood klişelerini kullanarak, buna da bir örnek oluşturuyor...
Benzeşmek öyle bir noktada ki, farklı olmaya çalışmanın, artık farklı hiçbir yanı kalmadı... Bu yüzden bazen, tam tersine sadeleşmeye çalışıyorum, sadelikte güzellik ve doğallık buluyorum. Üstelik her şeyin ve herkesin değeri kendinden menkuldür... Kendi değerini bilene...

banu dedi ki...

söz konusu CHRİSTİAN BALE olunca yoruma bile gerek yok :) ben galiba bu adamın hiç bir filmine kötü diyemem...