7 Eylül 2010



Israel Kamakawiwo'ole - Somewhere Over The Rainbow

Haziran ayında arka arkaya tam iki kez okudum bu kitabı..
Kısa Bir Yürüyüşe Çıkıyorum.. Öyle güzel bir kitap ki yeniden yeniden okuyasım geliyor.. Altlarını çokça çize çize, gülümseye gülümseye okudum..
Ne çok ben gibi..
Kısa bir yürüyüşe değil aslında uzun bir yürüyüşe çıkmış kitap..
Ve kitabı okuyorum ama sürekli yazan benim aslında :)
Fabio Volo adı olmasa kitabın kapağında ve aslında bir erkeğin çocukluğu gençliği deneyimleri düşünceleri anlatılıyor olmasa kesinlikle “ben yazmışım ama hatırlamıyorum ne zaman yazdığımı” diyecek kadar ben :)


Kısa Bir Yürüyüşe Çıkıyorum; 28 yaşında bir erkeğin hayata baktığı penceresini -yaşadıklarından da örnekler vererek- çok içten, fazlasıyla dürüst bir şekilde anlattığı koca bir mektup aslında.. Yaşgünü armağanı olmasını planladığı bir mektup.. Öyle samimi ve öyle doğal bir dili var ki.. Ama öyle dolu ki.. Çünkü hem etrafında olup bitenleri hem de toplumsal değişimleri şahane bir şekilde süzgecinden geçirip kendi perdelerinin, yaşadıklarıyla öyle güzel harmanlamış ki.. Oturup o pencerenin keyfini çıkarmak kalıyor geriye sadece..

Müthiş akıcı bir dili var.. Bu yüzden kitap zaten çok çok kısa bir sürede bitiyor.. Kitap bitmesine bitiyor da, ondan aldığınız keyif bitmiyor, bu yüzden benim gibi hemen hızlıca bir kez daha okuyorsunuz..
Öyle çok yerin altını çizdim ki yeşil kalemimle.. Şimdi bir bakıyorum da hangisini yazayım diye, inanın karar veremiyorum. İmkanım olsa da hepsini yazsam :) Hatta imkanım olsa da hepinize kitabı armağan edip hemen okumanızı sağlayabilsem :)


Ben yaz başı okudum bu kitabı ama yazın bitip sonbaharın usuldan kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde de harika gideceğine eminim.. Hiç zaman kaybetmeden tadını çıkarın diyor ve kitabın değişik yerlerinden altı çizili cümlelerimden bir bütünleştirme sunuyorum..

“Dışarıda yağmur var. Oturup sana mektup yazmaya karar vermemin nedeni yağmurun yağması değil, yağmur zaten yağıyordu. Bugün doğum günün. 33 yaşında olacaksın tamı tamına. Böylece sana bir hediye gibi olacak bu mektup, belki bir hediye paketi değil ama bir zarf, senin için düşünülmüş bir şey.. Daha kalıcı bir şey. Paketleri açarken her zaman bir sürü sıkıntı olur. Hediyeyi açmaya gerçekten de hevesli olmadığının ya da “bu berbat şey benim ne işime yarayacak” düşüncesinin yüzünden anlaşılması korkusu.. Hani çok iyi tanımadığın biri sana bir fıkra anlatmaya başlar ve sen gerçekten seni çok güldüreceğini düşünürken tam ortasında bu fıkrayı daha önceden bildiğini fark edersin, bunu ona söylemenin hoş bir şey olmadığını düşünerek de hiçbir şey hissettirmemeye çalışırsın, işte bu da öyle bir şey… Ama aramızda sıkıntı çıkmayacak; bu sadece bir mektup çünkü.
Sana yazmaya karar verdim, çünkü garip bir dönem bu, adeta sessiz bir karmaşa dönemi. Kendimi hayat tarafından uyuşturulmuş hissediyorum, bir şeyler olmalı, hissediyorum, ama ne, bilmiyorum. Ya da sadece benim içimdeki değişim isteği böyle düşünmeme neden oluyor. 28 yaşındayım ama 20 yaşımdaki halimden daha az anlıyorum. Büyüdükçe her şeyin kolaylaşacağını sanıyordum, ama aksine her şeye devamlı baştan başlıyorum.
Hayatımın bu döneminde, kendimi mantarı yedikten sonra devden minicik kıza dönüşen Harikalar Diyarı’ndaki Alice gibi hissediyorum. Benimki bir yürüme değil, yara bere içinde dans eden bir kabile dansçısının dansı adeta.
Üstelik bazı günler kararımı birtakım oyunlara emanet ediyorum. Mesela; eğer asansör 5 saniye içinde gelirse ya da yürürken kaldırım çizgilerine basarsam veya cep telefonunu açar açmaz bir mesaj alırsam o zaman kararım “evet” olacak. Yok, eğer olmazsa o zaman da “hayır”. Kimi zaman da metroda, trende ya da otobüste birini gözüme kestirip, “Çabuk hemen dönüp bana bakın, şimdi ve hemen bakın.” diye tekrarlıyorum içimden. Eğer dönerse, evet.
Zaman zaman odayı yeniden düzenleme triplerine girdiğimde, bütün eşyaları dışarıya taşımam, sonra sıkılıp hiçbirine dokunmak istememem ve böylece kendimi öncekinden daha beter bir evin ortasında bulmam gibi hayatım.
Diskoteklerin kapısındakiler gibi, ben de hayatımın girişine, seçimler yapan bir adam diktim.”



Aslında Fabio Volo’nun yukarıda toparladığım cümlelerine yorumda bile bulunamıyorum. Çünkü eminim ki hepimizin zaman zaman hissettiği ama bu şekilde telaffuz etmediği hisler bunlar..
Yine çok içten bir dille verdiği örnek, aslında nasıl da anlatıyor, itiraf etmekten çekindiğimiz egomuzun seçimlerimizi nasıl şekillendirdiğini.:

“Kendimi bildim bileli biraz benmerkezci biriyimdir. Bizimkilerle göle giderdik. Bütün bir günü suya atlayarak geçirirdim. Ama her seferinde önce annemi çağırırdım beni görmesi için: “Anne, anneeeeee, bana baaaakkkk..” Ama su yüzeyine çıktığımda, bana bakacağı yerde onu arkadaşları ile çene çalarken görür ve orada öylece kalakalırdım. Büyükler için bu kadar küçük bir işin benim açımdan o zamanki önemini anlayamazsın. “Bay Atlayış”a gereken ilgi gösterilmemişti. Kendimi göle atıyordum ama o bakmıyordu. Oysa daha sonra evde banyo yaparken, beş dakikada bir bana, “Hala yaşıyor musun?” diye sesleniyordu.
Bütün hayatımı atlarken bana bakacak ve çok iyi olduğumu söyleyecek birilerini aramakla geçirdim. Ve her zaman güzel atlayışlar yapmak istedim.
Şimdi anlıyorum ki hep kolum kanadım kırılmış. Artık sadece suya girmenin tadına varmak için atlıyorum. Ama bu gerçekten atlamak istediğim su mu?” 



Fabio’nun kendisi ve hayatı hakkındaki yazdığı bölümden sonra Aşk ve İlişkiler üzerine Seks üzerine yazdığı bölüm de tam anlamıyla muhteşem.. Çocukken cinselliği ilk keşfettiği dönemlerde anlattıklarını hem hayretle ve hem de kahkahalar atarak okudum. Aile ilişkileri ve tek başına yaşamak üzerine anlattıkları da evet kesinlikle hepimizin düşündüğü, hissettiği şeyler..

Alessia’yı anlattığı o harika bölümü yazmazsam eksik kalır bu yazı:

“İkili ilişkileri huzurlu, sakin bir şekilde yaşamayı bilmiyorum. Alessia ile olan ilişkimde mesela, o, kalbimin en güzel şeylerinin bulunduğu yere kadar girebilmişti, hani şu Nutellalar, bisküviler, kahvaltılıklar, reçeller ile dolu tatlı büfesi gibi olan yere; hani bir girdiğinde olan olur ve bir daha çıkamaz ya, işte o özel köşeye girebilmişti. Bunun aşkla ilgisi yok. Öyle insanlar vardır ki onları ilk tanıdığın andan itibaren asla sevmekten vazgeçemezsin. Alessia da bunlardan birisi, bunu daha ilk anda anladım.
Onunla tanıştım ve tanışmamızın ertesi günü seviştik. O alışılagelmiş, “Çok erken olmadı mı?” diyaloguna girmedi. Hani aşağı yukarı şöyle gelişen konuşmadan söz ediyorum:
“Değiştin birden.. Neyin var?”
“Yooo, hiçbirşeyim yok..”
“Emin misin?”
“… Hayır, şey, düşünüyordum ki.. Kimbilir şimdi benim için neler düşünüyorsundur, böyle hemen oluverdi, şimdi bana inanmayacaksın biliyorum, ama daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım, bilemiyorum, sen bana ne yaptın böyle, yani genellikle daha sonra olur ama, belki sen şimdi bu kız herkesle böyledir diye düşünüyorsun…”
İlk zamanlar bu sözleri duyduğumda inanıyordum ve kendimi aptalları hayran eden, seksin yüz karası gibi hissediyordum.
O ise hayır, bu numarayı yapmadı, çünkü o her zaman hayatı sakince yaşamaktan ve ne ise öyle kabul etmekten yanaydı, hatta hani şu dereyi görmeden paçayı sıvamayanlardan..
Onunla ilk seviştiğimde çıldıracağımı zannettim, yüreğimin bu kadar heyecanı taşıyabileceğine inanamadım, zorlukla nefes alıyordum. Teninin kokusu benim için yaratılmıştı: Bir uyuşturucu gibiydi ve o andan sonra kendimi iyi hissetmem için günde en az bir kere almaya ihtiyacım vardı. İçine çektiğinde hemen eve koşmak istediğin bir koku..
İçindeyken bakışlarında parıldayan tanrısal bir ışık olurdu. Kırılgan savunmasız görünürdü bana, içimden onu korumak gelirdi. Ve henüz bir başlangıçken bitmiştim ben.
Onda hoşuma giden bir başka şey de hemen çilekli risotto pişirebildiğini söylememesi idi. Daha ilk buluşmada özel olmayı isteyen diğerleri gibi olmadığını anlatmak istiyorum.
Kızları etkilemek için benim de kendimce taktiklerim vardı. Ama hayatına Alessia gibi biri girdi mi artık stratejiler yoktur. O zaman yaptığın, söylediğin veya düşündüğün şeylerin bir daha gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Alessia hayatıma gururla girmişti ve ondan önce olan her şeyi yoketmişti.
Kendimi bir şarkı, bir şiir gibi hissediyordum. Her şeyde onu buluyordum, vitrinlerde, kahvaltıda, yastıkta. Alessia’yı ne kadar çok seviyordum. Uyanır uyanmaz hemen telefonumu açıp ondan bir mesaj olup olmadığına bakıyordum ve mesaj bildirim sesini her duyduğumda kalbime bir esinti geliyordu. Hoş bir şeyler yazmışsa mesajı haftalarca silmiyordum. Onu saklamak ve defalarca açıp okumak hoşuma gidiyordu. Ne zaman burcumu okusam onunkini de okuyordum ve ayrıldıktan sonra da bunu yapmaya devam ettim.
Alessia muhteşem bir kızdı, güzeldi, insana saçını başını dağıttıracak kadar güzel. İlk zamanlar sadece bir bakışı beni ürpertip sarsmaya yetiyordu.
O, tutku ile aşık olmayı bilen kızlardandı, sana ruh veren ama bunu seninle yatarak anlatmayan kızlardan.
Onda en küçüğünden tut da en belirgin, en devasa olanlarına kadar hoşuma giden pek çok şey vardı. Giyinme şekline hayrandım ya da kendi düşüncelerini savunmasına. Dudaklarımın üzerinde dili dolaştığında ya da sinemada bir filme ağladığında beni büyülüyordu adeta.
Elbette kusurları da vardı, bunları ben de görebiliyordum, ama hiçbiri onunla ilgili düşüncelerimi değiştirmeye yetmiyordu. O buz gibi ayakları bile, bugüne dek görmediğim kadar soğuk ayakları.”



Son olarak bir küçük alıntı ile bitireyim artık. Gerçekten kendimi durdurmam çok zor bu kitapta yazmak istediklerime dair..

Aşık olduğun insan ile sevişmek ve aşık olmadığın insanla sevişmenin arasındaki farkı bir cümleyle tokat atar gibi özetliyordu Fabio ve ben nefesimi tutup gözlerimi kapatıp düşünüyordum.. Neden bazen doyduğunun neden bazen hiç doymadığının sırrı buradaydı işte.. Doğruydu.. Doğru..
“İşte bu, aşk ile seksin arasındaki farktır; seks boşaltır, aşk ise ağzına kadar doldurur.” !!!!

17 yorum:

Butterfly dedi ki...

Ne güzel anlatmıssın gene, en kısa zamanda okumalıyım dedırtecek kadar,hele su sınavım bır gecsın, hemen alıp okuyacagım, askla sevısmekle asksız sevısmek arasındakı farkı banada sorsalar herhalde asagı yukarı aynı cumlelerle cevap verırdım:)

UÇAR dedi ki...

Son cümle.
Yüzümde değil beynimde hissettim o tokadı.
Orada söylenen farkı elbette biliyorum, yaşadıklarım bana bunu fazlasıyla öğretti.
Bir o cümleyi düşünüyorum ve bir de "o gece sabaha karşı" yaşadıklarımı. Kendimi, bencillikle empati sınırındaki o ince çizgide yürürken buluyorum ve "belki de bencil olmalı insan" diyesim geliyor, susuyorum.

Adsız dedi ki...

ben çok begendim :)
Sabina

kitapkolik dedi ki...

okuma listeme alayım bu kitabı. teşekkür ederim

beenmaya dedi ki...

kısa bir yürüyüşe çıkmalı belki de ama önce içimizdeki hayata doğru tabi :)))

ya bu okuma listem bardıkça kabarıyor yapma böyle :))

ve de şimdiden iyi bayramlar...

karton_piyer dedi ki...

listeye bile almıyorum, almaya gidiyorum :)

Keremcan dedi ki...

süpermişşşş )))
ya buradaki en büyük dertlerimden biri de bu işte, istediğim zaman kitap satın alamıyorum, ya bekliyorum biri TRden getirsin, ya da ne zaman istanbul'a gelsem ancak o zaman. Çok fena birşey değil mi ))) e-kitap uygulaması arttırılsın! )))) :*

Elif Gizem dedi ki...

Bloğunda Margarat Mazzantini'nin "Sakın Kımıldama" kitabından bahsetmiştin. çok merak edip okumuştum. gerçekten harikaydı. şimdi de bu kitabı listeme alıyorum:)

alıntı dedi ki...

"İnsanlar yüzünden acı çekme düşüncesi beni garip bir düzenin içine soktu. Ne zaman birinden hoşlansam en ufak bir hatasını bile, sanki gerektiği anda hemen saldırıya geçebileceğim bir silah gibi, bir kenera koyuyorum. Eğer o insan beni yaralarsa, küçücük hatası devleşiyor ve onu gözümden düşürüp daha az acı çekmemi sağlıyor. Ne dersin, bu yüzden mi yalnızım?" S.25

kara kitap dedi ki...

yazını okuduktan sonra arife günü d&r'a gittim.aklımda kitabı almak vardı.ama birden beynim durdu ve kitabın adını hatırlayamadım, alamadan çıktım. alıp bir solukta okumayı bekliyorum. :)

karton_piyer dedi ki...

sorduğum hiç bir yerde yoktu. ya bu kitap deli gibi satıyor ya da toplatıldı :) bahtsız bedevi şansı :)

Rebecca dedi ki...

yazarla evlen =P

Volkan dedi ki...

bu post bana kitabı aldırttı. fazlasıyla ben gözüktüğü için :)

Bu yüzden ben de senin yazdıklarını alıntılıyorum blogumda(tembelim şu günler :P) belki ben de birilerine aldırtırım diye

mavi pervane dedi ki...

kitap alıntılıları için teşekkürler.
samimi dil kolay anlaşılma ve kitapta akıcılığa neden olabilir ama..
aması; kurgu,tasvirler,süprizler,etkisinden günlerce kurtulamama gibi bir durum da varsa çok iyi.

aşkın doldurduğu şey nedir?fizikte iki madde aynı anda aynı boşluğu doldurmaz diye birşey var.yani aşk birşeyleri dolduruyorsa birşeyleri de insandan eksiltiyor..eksilmek mi, dolmak mı aşkı aşk yapan...delilik aşk gibi ...deli gibi aşık olmak yada...sorular..herneyse,bende baglanamadı konu.sağlıcakla

Adsız dedi ki...

selam ben senay, gercekten super bir site, eger facebook veya twitter varsa eklemek isterim...

Adsız dedi ki...

Merhaba
Ben Aylin. Bloğunuzu çok beğendim. Facebook ve twitter dan da takip etmek isterim.
İyi günler...

Semih dedi ki...

Kütüphanede kitapları gezerken karşılaştım kitapla,bu yazından aklımda kalmıştı ve aldım.
Kısa sürede bitirdim,yazarın dili çok akıcı ve keyif verici.
Takip ettiğim bloglar arasında içerik bakımından en zenginlerinden biri 7.oda.
Yazarın diğer kitaplarını okumak ve tavsiyelerini daha çok dikkate alacağımı belirtmek istiyorum. :)

Teşekkür ederim.