21 Nisan 2010

Hafızanın Oyunları

.


THE CRANBERRIES - WILL YOU REMEMBER


Zindan Adası filmini izlediğimden beri düşünüyorum sürekli..
Filmdeki hikaye beni fazlasıyla etkiledi aslında..
Teddy'nin yaşadığı kadar dehşetlisi değil de daha minik çaptaki oyunları düşünüyorum..
beynimizin oyunlarını hani..

Ya biz de, farkında olmadan, geçmişi farklı şekillendirdiysek ??
Ya geçmişimizi yeniden inşa ettiysek ??
İstediğimiz gibi mesela ..
Aslında nasıl yaşanmasını istiyorduysak öyle ..
Ya şu an hatırladığımızı sandığımız şeyleri aslında hiç yaşamamışsak,
ya da gerçekte yaşadığımız şeyleri hatırlamıyorsak ??


Deliliğin sınırı nerede başlıyor,
Aklın oyun oynadığını kişi her zaman idrak edemiyorsa ??


Beynimiz ne zaman karar veriyor, kaldıramayacağımız acıların sınırına geldiğimize de.. Ölmemek için herşeyi tüm anıları bir kenara gönderip yeni anılar yaratıyor.. yoktan yaratıyor ??


Ya ben şu an hatırladığım geçmişe sahip değilsem aslında ??



Sorularımın sonu gelmiyor..
Çünkü benim tuhaf hafıza problemlerim var zaten..
Hayatımdaki herkesin hatırladığı ama benim kesinlikle hatırlamadığım, bana fotoğrafları göstermeseler o anları yaşadığıma kesinlikle inanmayacağım koca anı yumakları yok hafızamda mesela.. Kötü anılar kadar güzelleri de silmişim !?!? Anlattıklarında dahi, detaylarını verdiklerinde dahi hatırlamıyorum..
Mesela 2006 yazında kardeşim ve kız arkadaşı bir haftasonu bize gelmişler. Bizde kalmışlar. Babam terasta mangal yapmış. Biz onları Yıldıztepeye götürmüşüz. Bir sürü detay.. Ama ben kesinlikle hatırlamıyorum.. O kadar zorlamama rağmen hatırlayamıyorum. Hiç hem de ! Hiç bir detayı ! Hepsi ortak olmuş beni kandırıyorlar diyeceğim.. Ama hayır ortada fotoğraflar var..
Tamam hayatımın en berbat dönemlerinden biri olabilir 2006 yazı ama, belki de o yaz dönemindeki en güzel hatıram kardeşimin gelmesiydi..
Madem bu derece bir silme işlemi yapabiliyor beynim.. Hafızam madem oynuyor benimle.. Neden sildiği gibi yeni anılar da üretmiş olmasın ??


Ya gerçekten geçmişim benim hatırladığım gibi değilse ??
Ya ben şu an yaşadıklarımı da yarın hatırlamayacaksam gerçek halleri ile ??
Ya öyleyse ??


çok karışık değil mi..
evet çok karışık..

gerçekten sınır nerede??
Kaybolunan bölge neresi ??
Nerede başlıyor kayboluş ??

Aslı Erdoğanın o çok sevdiğim kitabından altını çizdiğim bikaç satır geliyor aklıma hemen..

"benim hiç bir nesnelliği, bilimselliği olmayan delilik sınıflandırmalarım vardır:
aristokrat deliler, deliliğini satışa sunmadan önce pazar ve imaj araştırması yapanlar, yaratıcılığın baş koşulu saydıkları için zorla delirenler

bense sınırlarda arada bir dolaşıp da mayınlı alanı aşmaya bir türlü cesaret edemeyenlerdenim. delilik benim anlatacağım bir öykü değil. bir öykü bile değil."

-mucizevi mandarin-

10 yorum:

kara kitap dedi ki...

insan beyninin çalışma mekanizması bu şekildedir.içgüdüsel olarak kendini korumaya programlıdır.beyin geçmişte yaşananları olduğu gibi değil,hatırlamak istediği gibi hatırlar.o yüzden günlüklerimiz var.ama günlüğü daha yazarken o gün içinde yaşadıklarını değil beyninin şekillendirdiklerini yazarsın.bu konuyla ilgili çok güzel bir kitap okumuştum,gel gör ki hatırlamıyorum. :)))

beenmaya dedi ki...

profesyonel adlı tiyaro oyununu izleyince çok düşünmüştüm ve hatta yazmıştım da bunun üzerine...

http://beenmaya.blogspot.com/2010/02/bir-oyun-bir-soru-bir-cevap.html

banu dedi ki...

Fatoşcum senin beynin nekadar tuhaf çalışıyo :) hayır yani bizimkinide bi anda alt üst edebiliyosun..kitledin gene, gelde bu yazıya yorum yap şimdi :))

keremcan dedi ki...

fatoşum şaane yazmışsın
hastası oldum

egemen dedi ki...

Dibe doğru götürenin kendi ağırlığın olması iteni önemsizleştirir mi?
Düşmenin veya itilmenin veya aşağıya çekilmenin sebebi o anki olayı ikinci plana itmeye yeter mi ?
Düşünce herşey biter mi?
Ya gerçek aşağıdaysa ve sadece düşünce bu güzele ulaşılıyorsa, itene yine de kızılır mı.
Hepsine vakit yeter mi?

Vladimir dedi ki...

İnsan hafızası hayran olunacağı kadar korkutucu da.

Abi dedi ki...

Vladimir'e katılırım her zamanki gibi..:)

UÇAR dedi ki...

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, yollarda küçük dereler oluşmuş, “deli” başını pencereye dayamış dışarıyı seyrediyor.

Arabanın biri, sağ arka lâstiği patlak, tangur tungur yanaşıyor kaldırımın yanına. Kaderi ıslanmak olan bir adam iniyor arabadan, kriko ve yedek lâstiği çıkartıyor. Bijonları gevşettikten sonra arabayı kaldırıyor. Somunları tamamen söküp beşini birden kaldırımın yanına diziyor. Patlak lâstiği bagaja, yenisini yerine, tam somunları alacak ki, sular somunları almış götürmüş. Ümitsiz aranıyor çamurlu suların içinde, hırsından kuduracak neredeyse.

“Deli” sesleniyor penceresinden:
- Hey! Bijonları mı kaybettin?

Adam hayretle ve çaresiz:
- Evet!
- Kaç taneydi?
- Beş
- Şimdi diğer lâstiklerden birer tane sök ve elde ettiğin üç bijonu yeni lâstiğe birer atlayarak tak.

Adam hem hayretler içinde hem de aşağılanmış bir şekilde sorar:
- Peki sen deli değil misin?
- Deliysek aptal değiliz ya!

UÇAR dedi ki...

Hafızanın oyunlarına dair yıllar önce bir film izlemiştim. İzlediğim keyifli filmlerden biriydi, MEMENTO (AKIL DEFTERİ)
Mutlaka izlemişsindir. İzlemediysen ayıp etmişsin :))

AKIL OYUNLARI filmini söylemeye bile gerek yok.

Dip Not: Ophelia şahane.

dr_ink dedi ki...

Hafıza oyun oynar ama ben oyuna gelmem:)sinyali veren yer kalp çünkü