19 Şubat 2010

Kırık Kucaklaşmalar

.
Bu yazı Los Abrozos Rotos filmi hakkında detay bilgi içerir.
Fragman
.


CAT POWER - WEREWOLF


“İsminiz ne?
"Harry Caine"
Eskiden Mateo olarak tanınırdım ve sinema yönetmeniydim.
Kendimle birlikte bir başkası olma fikri beni hep cezbetmişti
Bir hayatı yaşamak yeterli değildi; ben de kendime bir takma ad yarattım: Harry Caine
Kaderin cilvesiyle yazar olmuş bir maceraperest.
Yazdığım tüm senaryo ve hikayeleri ona imzalattım.
Yıllarca Mateo Blanco ve Harry Caine aynı vücudu paylaştılar, benimkini..

Ama öyle bir an geldi ki.. artık yalnızca Harry Caine olabilirdim.
Takma adım olmuştum..
Kendisi tarafından yaratılmış bir yazar."



Broken Embraces.. böyle bir iç ses konuşması ile başlıyor..
Nasıl şahane bir başlangıç değil mi..
Bir hayatı yaşamak yeterli değildi diyor ya en başında yönetmen, bir filmi çekmek de yeterli gelmemiş anlaşılan..

Film içinde başka bir film, hikâye içinde başka hikâyeler, kahramanlar içinde başka kahramanlar, aşklar içinde başka aşklar taşıyor..


İspanyol yönetmen Pedro Almodovar, kuşkusuz Avrupa Sineması deyince ilk aklımıza gelen ve yerini belirlemiş yönetmenlerden biri..

Almodovar tutkunları bu filmde ikiye ayrılmış; çok beğenenler kadar hiç beğenmeyenler de var.
Kesin olan şey ise filmografisinde gerçekten farklı bir yerde duracak bu filmi..



Yarım kalmış bir sevda..
Yıllar geçmesine rağmen yeri doldurulamamış bir kadın..
Etraflarındaki tüm baskılara ve olumsuzluklara rağmen durdurulamamış bir aşk..
Tutkunun ve ihtirasın zirvesindeyken ani bir parçalanış ve yitiriş..
Kayıpları çok büyük ve acısıyla yaşamak zorunda kalan bir adam..
Kadına umutsuzca saplantılı bir aşkla bağlı ve onu kaybettiğini anladığı anda fiziksel zarar vermeye başlayan başka bir erkek..
Ve en nihayetinde kırık bir kucaklaşma tadı filmden kalan..




Kırık Kucaklaşmalar'a dair söylemek istediğim çok şey var aslında..
Yönetmen bir çok yan karakterle de beslerken ana hikayeyi; hayata dair, insanlara dair, seçimlerimize dair de usulca öyle çok şey söylüyor ki..
Tutkudan yalnızlığa, aile olamamaktan bireyliğe, ihtirastan yıkıma, acıdan yalnızlığa..
Fakat tüm her şeyi karakterlere öyle güzel yedirmiş ki, farkında bile olmuyorsunuz bu söylemlerin..

Her acının içine biraz mizah yüklemiş, her mizahın içine bir burukluk katmış..
Magdalena’nın o kıpkırmızı domatesleri kestiği, bir gözyaşının domatesin üzerine düştüğü o sahnede olduğu gibi..

Hayat gibi..
Gülerken ağlamak, ağlarken gülmek gibi.. İç içe geçmiş..


Filmde beni fazlasıyla etkileyen çok sahne oldu..

Zaman zaman kendi hikayemle özdeşleştirdiğim benzer temalar geldi geçti..
Düşündüm de şimdi.. En etkilendiğim sahne hangisiydi diye..

İki sahneyi de yazmalıyım..
(Filmi izlemeyenlerin bu sahneleri okumamalarını şiddetle tavsiye ediyorum :)


Ernesto (José Luis Gómez), saplantı derecesinde aşık olduğu kadın Lena’nın (Penélope Cruz) yönetmen sevgilisi Mateo (Lluís Homar) için kendisini terk ettiği sırada; ona hem fiziksel zarar vererek, hem yalvararak, hem de bazı şantajlar yoluyla Lena’yı kendisiyle birlikte bir süre daha aynı evde yaşamaya ikna etmiştir.

Lena, sevgilisi film çekimlerini tamamlayana kadar işkencelere katlanır, aksi halde sevdiği adam çektiği filmi de, umutlarını da yarım bırakmak zorunda kalacaktır.
Film çekimlerinin tamamlanıp, içlerinden kullanılacak sahnelerin seçildiği sıralarda bir gece Ernesto Lena’yı feci şekilde dövüp sokağa atar..

bir taksi şoförü yardımıyla yaralı halde Mateoya gider Lena..
Mateo sevdiği kadını o halde görünce birden deliye döner ve polisi arayacağını söyler..
Kadın onu durdurur..
Pek çok yeri morarmış ve kanayan Lena, ona der ki:
- Beni Buradan Uzağa Götür.. Çok Uzağa..
..

Adam bir an bile duraksamadan, filmlerini de, hayatını da, arkadaşlarını da, çevresini de, her şeyi bırakıp kadını alır ve uzaklara giderler..
Sürekli birbirlerine sarıldıkları, sürekli birbirlerinin kucaklarında oldukları mutlu, neşeli yepyeni bir hayata başlarlar..




Ta ki bir kazaya kadar..

Bir trafik kazası çifti en mutlu anlarında kırar geçer..
Bütün kucaklaşmalar kırılır..
kadın ölür..
adam hem sevdiğini, hem de gözlerini kaybeder..
Adam "ben de öldüm aslında" der ve bundan sonraki hayatına başka bir adla senaryo yazarı olarak devam eder..


Aradan yıllar geçer..
on yıldan fazla ..
Onların belgeselini çeken Ernesto’nun oğlu tesadüfen kaza anını da görüntülemeyi başarmıştır. Tam kaza öncesi arabada öpüştükleri bir an vardır belgeselde..
Ve işte yıllar sonra Mateo'ya bu belgeseli verir..

Adam elleriyle televizyona dokunur ve o anı yavaş çekimde oynatırlarken adam göremediği sevdiğini televizyon ekranında elleriyle hissetmeye çalışır..


İşte bu iki sahne, ruhumu fena dağıttı aslında..
Kadının yere yığılacak haldeyken “beni uzağa götür” diye yalvardığı sahne ile yıllar sonra adamın kadını elleriyle hissetmeye çalıştığı sahne..


Film taşıdığı bütün mizah yüküne rağmen sağlam bir dramdı bence..
Daha fazla duygusallaşmadan filmden bir replik ile bitireyim yazımı..
Bu arada şarkı da filmden.. Birlikte uzağa kaçtıkları sahneden..

Yazımdaki fotoğrafları ise filmden itinayla kendim yakalayıp aldım..

- Sır Nerde?
- Bilmiyorum. Ne olduğunu bulmam için yazmam gerekiyor..


13 yorum:

Adsız dedi ki...

Filmi henüz izlemedim. Bir kere filmde 'inanılmaz' bir replik var.- Sır nerede? - Bilmiyorum, nerede olduğunu bulmam için yazmam gerekiyor. Aynı bedende iki kiş taşımak, barındırmak, yaşamak...
bu da müthiş...
Almadovar' a ilgim paramparça aşklar ve köpeklerle başladı, sürdü gitti.. Saplantı, tutku ve aşk.. bunlar da filmde var diyorsun. Ayrıca 'Penolope' müthiş kadın, süper bir seçim..

sanıyorum ki bu film beni de vuracak.
izleyince yazını bir daha okuyacağım. O zaman bir yorum daha yazarım anlatımın hakkında.
yosun/ipek:)

Biraz dedi ki...

sarki...werewolf HARIKA!!!!!

7Layers dedi ki...

geçen yaz izledim bu filmi. şimdi yazıyı okuyunca bir daha görmek istedim :)

banu dedi ki...

SÜPERMİŞ...

asliberry dedi ki...

ben bir de Ernesto'nun dudak okuttuğu sahnede çakıldım.

oguz... dedi ki...

gerçekten güzel bir film.böyle filmleri izledikçe bağımsız sinemaya olan ilgim artıyor.filmde geçen bir çok şeyden bahsetmişsin aslında ama anlatmadığın bir çok seyde var.onun için herkese bu filmi izlemesini tavsiye ediyorum...

papaz her zaman pilav yemez dedi ki...

bir peneLope hayranı oLmama rağmen hala bu fiLmi izLemedim. Çünkü fiLm izLeyecek bir ruh haLim yok bu aralar..
Dvd sini aldığım bu fiLmi en dingin oLduğum bir gecede izlLemek istiyorum...
bu yazıya uyan bir tümce de benden..

'görünen her gerceğin ardında bir sır gizLidir..'

sevgiyLe kaL...

Adsız dedi ki...

ben çoğu yerde takıldım ilk olarak sevişme sahnesinde daha sonra dudak okuttuğu yerde oha oldum yani. ama çok büyük tutkulu bir aşk piskopat bir sevigili film çok güzeldi çok beğendim tavsiye ettiğin için sana teşşekür ederim. gerçi sessiz izledim ama neyse yine de iyiydi.öptüm seni

Defter dedi ki...

Ben daha önce yazdım bu cümleyi biliyorsun, filmden önce. Çok önce...
"- Sır Nerde?
- Bilmiyorum. Ne olduğunu bulmam için yazmam gerekiyor.."
Anladım ki yazmak sırrı vermiyor...
Yazmak bir aynanın 'sır'ının sırrının ne olduğunu anlamak için aynayı kırmak gibi... Kırdığın ayna seni kesiyor; kanıyor ve acı çekiyorsun...
Kırdığın ayna kesiyor; kanatıyor ve acı çektiriyorsun...
Yazmak bir aynayı kırmak gibi. Aynayı kırıyor ve artık kendini göremiyorsun...
Kırmadan yaz olur mu? Kendini ve...

Vladimir dedi ki...

Bu filmi en kısa zamanda izlemek istiyorum :)

Adsız dedi ki...

"life after god" i okuyorum diyor ki "birazdan öleceğini bilsen ve hayattan ne öğrendin desem sana muhtemelen boş bir liste verirsin bana ve farkedersin ki hayatla ilgili öğrendiğin en önemli ve büyük sırlar nefes aldıkça gördükçe hissettikçe aşık olup unuttukça ve tekrar aşık olup tekrar unuttukça öğrendiğin şeyler."
Sözlerle ne mucizeler gerçekleşiyor bak, sen de yaz ve mucizeni gerçek kıl !

ecish bucush dedi ki...

Sonunda gecikmeli de olsa izleyebildim. Domates kestiği sahne benim de kendimi gördüğüm bir sahneydi. Çok duru bir film...

Şiir müsvettesi dedi ki...

blogunuzu yeni keşfettim. aslında film konusunda referans almaya başladım diyebilirim.(takipteyim manası da çıkabilir=)