15 Temmuz 2009

Despero

.


AMY MACDONALD - RUN

Pek çok animasyonu çocuklardan ziyade yetişkinlerin izlemesi gerektiğini düşünürüm her izlediğim animasyonun ardından.. Özellikle de bir çocuğun yetişmesinde rol oynayacak yetişkinlerin...


The Tale of Despereaux da bu tür animasyonlardan biri..
Korku, Cesaret ve Umut üzerine, gerek diyaloglarıyla gerekse filmin kendi içeriğiyle verdiği mesajlar öyle doyurucuydu ki..
Küçük hanımla birlikte sinemada izlemiştik bu filmi aylar önce..


Bir fareye korkmayı öğretmeye çalışıyorlardı..
Kocaman kulakları olan küçücük bir fareydi bu..
Bütün fareler küçüktür ama bütün farelerden de daha küçüktü Despero..
Korkmayı bilmiyordu.. ve doğduğu günden beri ailesi, öğretmenleri, arkadaşları herkes ona korkmasını öğretmeye çalışıyorlardı..

Çünkü fare olmanın temel şartı korkmaktı !
Ama bizim minik Despero, ne minik olduğunun farkındaydı, (kendi düşüncesine göre bir devdi o), ne de cesaretin kötü bir şey olduğunu öğrenebiliyordu..
O bir beyfendiydi ve şövalye ruhluydu !


Film boyunca, bizim de nasıl çocuklarımıza korkmayı öğrettiğimizi düşündüm..
Evet onları kazalardan, belalardan korumak için yapıyoruz ama..
yapıyoruz sonuç itibariyle..
Önce korkmayı öğretiyor, sonra da cesur olmadıkları için suçluyoruz büyüdüklerinde :)
Bu ne yaman bir çelişki..


Filmde bir de Roscuro adından bir sıçan karakterimiz var..
Fareler iyidir, sıçanlar ise kötüdür :)
İşte bu bölümü sanki Öykü yazmış gibi hissettim ben..
Çünkü Öykünün 2 yaşından beri, hem senaristliğini hem de yönetmenliğini hem de başrol oyunculuğunu üstlendiği her tiyatrosunda :) kötü sandığınız karakterlerin hikayenin sonunda aslında iyi olduklarını anlarız..
Age Of Empires oyununu bilirsiniz.. Biz de Öykü küçükken hep Age Of Empires tiyatrosu yapıyoruz evde.. Öykü ne derse biz sadece oyuncu olarak söz dinliyoruz.. Mesela orda hani köylülere saldıran kurtlar var, o kurtlar bizim her tiyatroda meğer iyi kurtlar oluyor..
Öykü kurt rolünde, bense köylü meyve toplayan bir kadınım.. Meyvelerim bitince yeni meyve bahçeleri ararken elimde sepetimle, o da ne, bir kurt karşıma çıkıyor.. Age Of Empires oyununda kurt kadına saldırır ve sonunda biri ölür.. bizim tiyatromuzda ise şöyle devam eder:
Ben kurdu görünce çok korkarım, tam çığlık çığlığa kaçacakken, o, dünyanın en yumuşak en uysal sesiyle bana "korkma" der, "korkma ben iyi bir kurdum, seni yemeyeceğim."
Ve bir süre ben inanmam, o bana iyi olduğunu ispatlamaya çalışır, hayat hikayesini anlatır, meğer annesi babası öldürülmüş bu evsiz kalmış zavallı bir kurttur.. tiyatromuzun sonuna doğru biz çok iyi dost oluruz ve ben hatta onu evime alırım, bundan sonra birlikte yaşarız..
Diğer tiyatro oyunlarımızı anlatmayayım uzun uzun, temelde hep böyledir..
Kötü sandığımız kişilerin aslında iyi olduklarını ve sevilebileceklerini anlatır Öykü’nün bütün hikayeleri..



İşte Roscuro da sıçan olması dolayısıyla kötü sanılan bir karakterdir filmde..
oysa kötü değildir, iyidir o..
film süresince iyi olduğunu anlatmaya çabalar ve filmin sonunda da iyi olduğunu nihayet kanıtlar..
ben de bir an sinema salonunda bizim evi görür gibi olurum..:)


Film gerçekten çok iyi, izlemediyseniz mutlaka izleyin diyorum ve filmden not ettiğim o şahane diyalogları yazarak bitiriyorum..

Dahi olmanın püf noktası; herkesi dahi olduğunuza inandırmaktır.

Kahramanlar ancak ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.

Sıçan sıçandır sonuçta. Nerden geldiği hiç fark etmez.

Korkmayı öğrenemezsen asla fare olamazsın. Hayatta korkulacak birçok güzel şey var. Yeter ki nasıl korkunç olduklarını öğren.

Bazen büyükleri örnek almak yeter. Kimse korkak doğmaz ki.

Sen korkmasına izin vermedikçe korkmayacak.

Birşeyler acı verdiğinde; elbet bir nedeni vardır, elbet birisi suçlanacaktır.

Aslında bakılırsa prensesler çeşit çeşittir. Bazıları prenses olarak doğarlar. Bazıları gelin olurlar. Bazıları ise prenses olmayı sadece kader olarak görürler. Ancak ne olursa olsun her küçük kız bir prenses olmayı arzular.

Bazen hayallerinizin gerçekleşmesi için çok şey gerekmez. Sadece öyle olduğunu görmeniz yeter.

Kader dediğimiz tuhaf bişi sonuçta. Kaderimizle yüzleşmeye çıkarız, fakat aslında bunun farkında olmayız.

Kalbiniz bir kere kırıldığı zaman, parçaları yerine oturmaz. Parçaları çarpık ve yamuk bir şekilde birleşir. Katılaşır. Hiçbirşey eskisi gibi olmaz.

Bir insanı öfkelendiren bir durum, başka bir insanı kolaylıkla kedere boğabilir.

Kabul etmek lazım. Arkamızda duran şeyleri fark etmek zordur.

En güçlü duygu merhamettir. Çünkü tek bir merhamet gösterisi her şeyi değiştirebilir.

Ve benim filmden en sevdiğim replik:

Eğer umudunuz varsa, kimsenin tutsağı sayılmazsınız !!

.
.

10 yorum:

Adsız dedi ki...

The Tale Of Despereaux, Amerikalı çocuk kitapları yazarı Kate Dicamillo'nun 5 sene önce aynı adla yayımlanan romanından uyarlanarak çekilmiş.
Arkadaşının küçük oğlu ondan, kocaman kulakları ile hiç kahramana benzemeyen bir kahraman yaratmasını isteyince yazmış.

Filmin senaryosu ise Zafer Yolu ile Yaşamın Renkleri filmlerinin de senaristi olan Gary Ross'a ait.

Bilginize :)

cinar dedi ki...

yaa çok seviyorum animeleri. bunu da bayıldığım anlattığın kadarıyla. seyredeceğim mutlaka. sizin hikayelere ve oyunlara da bayıldım bu arada :) nazar değmesin bu arkadaşlığınıza. korkunun değil gülmenin (korkmamanın ve sevmenin) daha güzel ve etkili olduğunu anlatan Monsters Inc. var bir de. animeler arasında birinci benim için. seyretmediyseniz Öykü'yle birlikte onu tavsiye ederim ben de :)

Elif..den dedi ki...

Bu animasyonu kızlarımla izledik ve çok begendik diyemeyecegim..Aslında ben begendim ama 4.5 yaşlarındaki kızlarım daha böyle bol animasyonlu çizgi filmleri daha çok seviyorlar..
Çünkü film biraz yavaş ilerliyor...

Ama eklediğin gibi güzel düşündürücü cümleler var...

Aaron dedi ki...

"Dahi olmanın püf noktası; herkesi dahi olduğunuza inandırmaktır."

süper replik, aldım bile :)

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

animasyonları seviyorum...
Korkmayı sevmediğim gibi ama hep başıma iş açılıyor onu sevmiyorum...

Banu Durgunlu dedi ki...

Ne güzel bir anlatım,ne güzel bilgiler...Bende en kısa zamanda ikizlerimle izlemek istiyorum...
Tşk. ederim.

owl dedi ki...

en güçlü duygu merhamettir sözünü çok sevdim. en kısa zamanda izleyeceğim bu filmi.

OveD dedi ki...

Geçen gün bir yerde okumuştum, çocuk edebiyatının en büyük sorunlarından birinin didaktizm olduğunu söylüyordu. Kastedilen, verilen mesajın doğrudan verilmesi ve çocuğun zihnine girebilecek, iz bırakacak dolayımları kuramaması olsa gerek. Ya da vıcık vıcık nasihat veren bir dede ya da nine görüntüsü… Ben çocukken birinin bana bu şekilde nasihat vermesinden sıkılırdım ve hala sıkılıyorum. Dolayımlar, misaller, öyküler, bunları anlatan dedeler ve nineler hep özlemini duyduğum bir şey oldu. Ama kesinlikle sonunda, “bak evladım demek ki neymiş…” ya da “buradan çıkaracağımız sonuç şu olmalı…” diye bitmeyen anlatımlardı sevdiğim. Aksi halde kendimi aptal yerine konmuş hissederdim. Bir de kendi yapamadıklarını çocuklarına, “biz yapamadık sen şöyle yap…” diye nasihat veren akrabaları ya da ebeveynleri sevmem ki benim ailemde vardı böyleleri ve beni hep irite eder…
İkincisi çocuk edebiyatında ya da filmlerinde diyelim, kurulması gereken dolayımların, çocuğun hayal dünyasına hitap ederken onu gerçeklikten koparmaması gerektiğini düşünürüm. Çocuk zengin hayal dünyası ile gerçeği karıştırmamalıdır… Ki bu durum bilim kurgu edebiyatı için de geçerlidir bence. Hala yayınlanan Bez Bebek, Selena gibi diziler izlerken keyifli olabilmekle beraber, sonuçta çocukları gerçeklikten kopardığı için yaşanan kötü örnekler haberlere çıkmıştı hatırlarsanız.
Sonuçta bu her durumda önemli olan, marjlarını gerçeklik ile hayal dünyasının oluşturduğu yolda ilerlerken marjların dışına çıkıp düşmemek… İkisi de tehlikeli, aşırı gerçekçilik de aşırı hayalcilik de…
Ben hep çocuklardan çok şey öğrenilebileceğini iddia ederim ve çocuk edebiyatı ya da animasyon sinemasının çocuklar kadar büyüklere de çok şey öğretebileceğine inanırım ben de sizin gibi. Örneğin, “Kötü sandığımız kişilerin aslında iyi olduklarını ve sevilebileceklerini anlatır Öykü’nün bütün hikayeleri..” cümlesi muhteşem ve Öykü umarım bunu daha çok insana anlatmayı başarır… Öykü’ye söyleyin ne olur, bunu bana daha önce kimse öğretmemişti ve bu yüzden çok teşekkür ediyorum ona…
Filmden alıntılanan replikleri de çok sevdim. Alıntıları, yukarıdaki Öykü’nün hikayelerine dair söylediklerini de okuduktan sonra üzerine çok düşündüm ve kendi kendime pek çok şeyi sorguladım o günden bu yana…
Çok şey öğrendim, hem Öykü’den hem de alıntılardan. Çok şey öğrendim ve hayata geçirdim…

YILDIZNAF dedi ki...

Canim Kizim Benim....

Demek oyunlarinda hic kotu karakter yok annesi. Nasil hosuma gitti bu anlatamam. keske gercek hayatta onun oykuleri gibi bitse !

Filmi izlemedik biz anne-kiz, bu guzel anlatimdan sonra kesinlikle izleyecegiz tabii.....

gaykedi dedi ki...

şu bilgisayarla yapılan 3d zımbırtılara bir sürü alışamadım her nedense bana suni ve çok itici geliyor, ama eski usul gözüken çizgi uzun darama filmlere bayılıyorum, kuzenim 3d olarak yapılmış çöpte yaşayan sonra aşkı öğrenen robotlu filmi (ismi aklıma gelmedi de :p) çok tavsiye etti.