22 Mayıs 2009

Milyoner

.
Dikkat bu yazı Slumdog Millionaire filmi hakkında spoiler içerir :)
.


A R Rahman & M.I.A. - O Saya
.
.
Sınavda hep en iyi çalıştığınız yerlerden soru çıkması ve yüz almanız gibi..
Oysaki hiç çalışmadığınız yerlerden çıksaydı yine aynı siz, aynı dersten sıfır da alabilirdiniz..
Eh madem sınav tek bir dersten, o zaman ne yapar eder belki de bütün kitabı kelimesi kelimesine çalışırsınız ve işinizi riske atmazsınız..
Ama ya sınav tek bir dersten değil de tüm derslerden olursa??
Hatta ve hatta ders dışı konulardan, her şeyden çıkabilecekse sorular??
Yani bir sınırı yoksa sorulabileceklerin ??
O zaman belki iş sadece şansa kalmıştır !!!!!!!!
Bilgiyi ölçmekten ziyade şansı ölçmek gibi bir yarışma da denebilir aslında bu tür yarışmalara??
Tamam ne kadar çok şey bilirsen, tecrüben ve birikimin ne kadar fazlaysa, kazanma şansın o kadar yüksek olur gibi geliyor ..
Ama olmayabilir de..
Olmayabilir..
Siz pek çok şeyi bilirken, şansınıza çok basit ama bilmediğiniz bir soru çıkabilir karşınıza..



Slumdog Millionaire..
Tam bir çeviri ile Milyoner Varoş İti, bizim kibar çevirimiz ile sadece
Milyoner..
Güzel bir film.. ama Çok güzel değil..
Senaryo tamam muhteşem ve değişik..
Kenar mahalle oğlanımız “kim milyoner olmak ister” yarışmasına katılıp bütün soruları bilir..
Fakat bu cahil oğlanın tüm bu soruları bilecek birikimi olmadığına karar veren devlet, onu hile yaptığı gerekçesiyle sorgulamaya alır..
İşkenceler eşliğinde sorgulanırken oğlan, birer birer dökülür ortaya sorulara nasıl doğru cevaplar verdiği..

Film alınyazısıydı diyor ya.. bense hala düşünüyorum Şansı alınyazısından ayıran şey nedir diye ??

Büyük bir şans eseri?!? sorulan her sorunun hayatında bir yaşanmışlığı vardı Jamalın..
Ve bu yarışmaya, dolayısıyla Jamalın hayatına konuk ederken film bizi, ardında asıl konunun büyük bir aşk olduğunu anlarız..
Bitmeyen, tükenmeyen, büyük bir aşk..
Vazgeçilmeyen bir aşk..


Böyle enterasan bir senaryo, hızlı ve güzel bir kurguyla birlikte
Danny Boylenin elinde güzel ve akıcı bir filme dönüşmüş.. Çekim kalitesi mükemmel..
Hindistanın o sefaletini hiç duygu sömürüsü yapmadan renkli bir şekilde nasıl da gözler önüne sermiş bir yandan umut dağıtan bu film..
O güneş bile giremeyen daracık sokaklarını, evlerini, kalabalığını, o başdöndürücü kaosunu nasıl bir enerjiyle gösterivermiş..
Evet senaryo, hızlı kurgu, çekimler, geçişler, ve ufaklıkların oyunculuklarına laf yok, hepsi harika.. ama ben büyüklerin oyunculuklarını beğenmedim..
En küçük halindeki Jamal mükemmeldi.. ki o bok çukuruna atlama sahnesini hiç unutmayacağım :)
Orta çocuk halindeki Jamal da iyiydi..
Ama asıl başroldeki büyümüş Jamal kesinlikle kötüydü..
Hem Tip olarak olmamıştı, hem de oyunculuğu donuktu bence..
Tip olarak olmamıştı çünkü Latika büyüyüp nerdeyse 25-30 arası bir yaşta gibi gösterişli ve güzelken, Jamal 15 yaşında tüyü henüz bitmemiş, dişleri çarpık bir oğlan olarak kalmıştı.. Dolayısıyla da ben o çocukken yaşadıkları aşka gülümserken, büyümüş hallerinde yan yana ikisini bir türlü oturtamadım..
Seneler sonra Latikayı bulup da evlerine bulaşıkçı olarak girdiği ve bir arada oldukları sahne mesela.. belki bir aşkın en güzel anlarından biriydi o sahne ama olmamıştı işte olmamıştı.. donuktu her şey..
rol yapıyorlardı..
ve o mistik hint rüyasından biranda uyanıyordunuz..
Latikaya “ver elini, kaçalım” derken bile donuk bir çocuktu Jamal..


Oyunculuklar dışında fazla eleştireceğim bir şey yok aslında.. Güzel ve hoş bir film..
Bu kadar ödülü hak ediyor muydu, bence hayır..
Ama bunca umutsuz bir dünyada, bunca umutsuz bir devirde yaşarken
Revolutionary Road gibi sert, acımasız ama keskin bir gerçekçilikle tokat gibi sunulmuş bir filme verecek değillerdi ya ödülleri !!

Umut dağıtıyordu sonuçta bu film..
Bir gün zengin olabileceğiniz hayalini sunuyordu..
Sizden hiç vazgeçmeyecek bir erkeğin olabileceğini umudunu sunuyordu..
Mutlu bir son veriyordu..


Bana ise bu soruyu bıraktı gitti film…
Neydi Alınyazısı ile Şansı birbirinden ayıran şey??
.
.

14 yorum:

Çocuk dedi ki...

Neydi Alınyazısı ile Şansı birbirinden ayıran şey??

Keşke cevap verebilseydim bu soruya.

banu dedi ki...

Alınyazımızda bizi mutlu eden yaşanmışlıklarımız yada istediğimiz ve olacağına inandığımız anlar şansı oluşturuyor.yani aslında şans da alınyazısı sadece iyi olan kısmı :)

selçuk dedi ki...

herzamanki gibi döktürmüşsün
vurguladığın soruda ise benim görüşüm kısaca alın yazısı daha sen ana rahmine düşmüşken sana yazılıyor...dinen bilineni bu ancak ortaya bir soru daha çıkıyor bu durumda...yaşadığımız bütün herşey alın yazısı ise bizim seçme hakkımız yok demektir ...bu durumda şans diye birşey de yok demektir...eğer önümüze çıkan şans diye tanımladığımız fırsatları kullanıp hayat akışımızı değiştirsek bile
bu alın yazısısının dışınamı çıkıyor
burada sanki bir çelişki var gibi...flash

Adsız dedi ki...

Neydi Alınyazısı ile Şansı birbirinden ayıran şey??

hesap edemediğimiz olasılıklar...:)

beenmaya dedi ki...

kendi cevaplarım beni pek tatmin etmedi. filmi seyrettikten sonra biraz daha düşünüp cevap vermek istiyorum bn bu soruya...

Elestirel Gunluk dedi ki...

ya o kacinilmaz yoksulluk, ya o dengesiz varsillik ve siyasal, politik erk, ya o zulum, ya o siddet kulturu... Filimi bunlardan bagimsiz bir yarisma, sans, ve alinyazisi iliskilerinde degerlendirmek cok yuzeyel bir yaklasim olmus.

Bu butun akildisiligin, zulumun, yoksullugun bir de Gandi'nin ulkesinde olmasi ne de can yakicidir. Ingiliz'in somurusune karsi ozgurlestirilmis, egosu benlik saygisiyla guclendirilmis bir koca halk nasil da kendi ezenine karsi boylesi kole, yoksul, ve komformist olabiliyorun tartismasina da zemin hazirliyor oysa filim. Sans ve yazgiya odaklanmak Hollywood'un oltasi...

Adsız dedi ki...

alın yazısı; bilindik tabiri ile kaderinde yazılı olan şey...

şans; alınyazındakileri hayatta bulabilme ihtimalin...

ahmaklık; bu şansı ele geçirip, değerini bilmemek...

cinar dedi ki...

Söylediklerine katılıyorum. ben de beğendim filmi ama Jamal'ı pek beğenmedim. Küçüklükleri gayet güzeldi oysa. Ama senaryo hakkaten çok iyiydi.

safo dedi ki...

Ne olursa olsun ben sadece şansa inanıyorum , hayat bazı insanlar için daha farklı şartlar hazırlıyor sen ne kadar uğraşırsan uğraş şansın yoksa olduğun yerde kalıyorsun alın yazısı da işte bu şans kelimesinin mistik hali bence

Tiago Antão dedi ki...

Hi,

Thanks a lot.
Although I have a few Turkish friends (I had a few Turkish colleagues
when working in Amsterdam), I don't speak a word of Turkish. But, when
checking your blog and your profile, although I didn't understand a
word of Turkish, I noticed that you seem to have also similar tastes
in cinema.... Just one exception Blue, I don't like it.

Anyway I have a few suggestions you might like

Funny Games: http://www.imdb.com/title/tt0119167/ Violent from a
psychological point of view. The most disturbing movie I've ever
seen... very good. There is now an English version, but the original
is in German
Mullholand Drive (from David Lynch), also Lost Highway is fantastic
Dark City and The Crow from Alex Proyas
La Haine (french)
Trainspotting
21 Grams
Hana-bi, Japanese, from Takeshi Kitano. You might find this a bit
slow, but is one of my favourites
Da Leben der Anderen (Life of others) - A fantastic movie about Eastern Germany
Underground (from Emir Kusturica, Yugoslavia)
Constant Gardener
A Clockwork Orange (Stanley Kubrick)
Little Children
American History X
City of God
The Secret Life of Words
Saraband (Swedish, from Ingmar Berman. Maybe to slow for you).

Nice coincidence that we share the same tastes in music and movies.
Check a few movies from the list above, I'd bet you would like some of
them...

drk... dedi ki...

seyrettim bu filmi bir gece evde...
begendim aslında..elbette oyunculuklar basarısız...ama hikaye etkiledi beni.:):)
ellerine saglık cok guzel anlatmıssın filmi...

alın yazısı mı..!!!!
ben sana sorayım o zaman...
olmus olanmıdır? olacak olan mı?

cok uzun yıllarımı verdim bu kavrama....
ama hemen cevap vermem:):):)

Ömür dedi ki...

Sevgili Yedinci Oda,

Sizin sayfanizda, Milyoner filmine dair yazdiklarinizi okuduktan kisa bir süre sonra, çok sevdigim, çok deger verdigim ve hatta bu ara hayatimda en çok deger verdigim bir arkadasim, içinde bu filminde oldugu bir DVD yolladi ve bu filmi izleyip yazma sansim oldu.

Hep söylerim, hevesle yapilan her is daha keyifli ve verimli olur diye. Bu yüzden, yaziniz üzerinden filmi izlemeye heveslendirdiginiz için size mi daha çok tesekkür edecegim yoksa bu filmi bana yollayip vesile olan o dünya tatlisi arkadasima mi bilemiyorum.

Filme dair söylediklerinizin hemen hepsine katiliyorum ve altina imzami atiyorum. Özellikle, evet, filmin Hindistan'daki dönüsümü ve o ülkede yasanan yoksullugu veris biçimi çok etkileyiciydi. Bu konuda ki kabaca söylenebilecek iki uç olan, tepeden bakan, denilebilirse oryantalist yaklasim da yoktu üçüncü dünyacilik da. Filmde Hindistan'in sunumu çok basarilamayan bir seydir ve bence varsa, gerçekçilik böyle bir seydir.

Ikincisi, yine sizin yazdiklariniz üzerinden bir sey söyleyecegim ama bir itiraz olacak bu. Filmde, oyunculuga dair, Jamal'in büyük halini begenmediginizi söylemissiniz ama ben tam tersine begendim. Evet, en küçük hali de çok güzeldi, ön ergen hali de ama büyük hali de bir o kadar güzeldi ve gerçekçiydi. Dogal olani oydu ve inanin o çocugun o halini kendime, fiziksel olarak tam olarak degil belki ama benzetmemle ve özdesim kurabilmemle bir iliskisi yok bu begeninin.
Evet kizin güzelligi ve o güzelligin yaninda çocugun hali biraz tezat gibi geliyor ama birincisi, küçük yastan itibaren "çok para edecek bir bakire" ya da "et" olarak görülen bir kiz çocugunun, çok zengin bir adamin "kapatmasi" olmus bir kadinin bunca bakimli ve bunca diri ve güzel kalmis olmasina ragmen, Jamal'in o yoksulluk ve zor yasam içinde abisi gibi olmasi beklenemez degil mi?
Üstelik o mutfak sahnesini düsünüyorum da, Jamal'in aski böyle bir sey zaten. Öyle olmasa, abisi kapinin önüne koydugunda boynunu büküp gitmezdi bence. Ve filmdeki kader vurgusu da öyle bir sey bence: boynunu bük git, arada mücadele et ama kaderin çizdigi sinirlar içinde kal. Zira alin yazisi seni olmasi gerektigi seye götürecektir.Hani sanki burada mücadele, o alin yazisina ulasmak yolunda bir tür "aksiyon" unsuru.
Ama kaderi degistirecek bir sey degil.

Bilmiyorum, belki de yaniliyorum. Belki de Jamal'in o hali ile kurdugum özdesimler beni böyle düsünmeye itiyor ama bazi film ya da roman karakterlerinden bizim tahmin ettigimiz davranislarimizi bekleyemeyecegimizi de biliyorum. Öyle olsaydi "karakter" olmazlardi herhalde. Siz onu kastetmediniz belki ama genel olarak beklentilerin ötesinde bir karakter yaratmak, beklentilerin ötesinde bir karakterle beklentilere uygun bir karakter arasinda muhtesem bir ask kurmak da yadirganiyor ya da garip geliyor olabilir.

Öte yandan, sans ve kader konusunda, filmi izlerken aklima gelen bir iki seyi paylasmak istiyorum:
Birincisi, yasanmisliklara "kader" adi verilecekse bu her durumda ve adi üstünde geçmise ait olmali ama gelecege degil.
Yani, geçmisimiz bugünümüzü sekillendirdigi oranda "kaderim buymus" diye adlandirilabilir ama gelecek beklentisi kader kavrami üzerinden kuruldugunda insana zarar verir.

Ikincisi, ben kadere degil, rastlanti, zorunluluk ve irade üçlemesine inanirim.
Yani rastlantilar ve bu rastlantilarin yogunlasmasi belli zorunluluklar yaratir ve bu çogu durumda kader ya da sans diye adlandirilir ki burada yasananlarin içinde bir de irade vardir, insan iradesi ve o irade rastlantilari da zorunluluklari da belirler ve onlardan belirlenir.
Neyse, felsefe yapmayayim degil mi?

Bir ömür sürecek sey nedir diye düsünüyorum da, bir ömür sürecek olan sey sadece ömrün kendisi midir acaba diye soruyorum.
Zira filmdeki ask hikâyesinde biz sadece olanlari biliyoruz, olacaklari bilmiyoruz.
Ask bitecek mi?
Yasananlar, o kavusmayi saglayan bir "kader"di ama yasanacak olanlar ne?
Yine mi felsefe?

Sevgi sizinle olsun, ömür boyu.

karton_piyer dedi ki...

Dinimize göre şans yada tesadüf diye bir şey yoktur. Tevafuk inancı vardır. Kaldı ki insanlar çoğu bile şansa veya tesadüfe inanmazlar. Özgü Namal' ın da bir röportajında dediği gibi...

...hayatta tesadüf diye bir şey yoktur tesadüflere inanmam. Şans hazırlıklı olanı yakalar eğer sen hazırlıklı değilsen hiçbir şey sana gelmez sen onu görmezsin bile o uçar gider. Aynı şey gözünün önünden "beş kere" geçer sen "altıncıda" görürsün, görmek istediğin zaman görürsün.

Kader inancı ise anlaşılamamıştır. Belkide Müslüman aleminin en büyük handikapı budur. Başınıza gelenler yazıldığı için olmuyor. Olacağı bilindiği için yazılmıştır. Elinize aldığınız yumurtayı yere bırakmadan önce "bu yumurta yere düşecek ve kırılacak" yazdığınızı düşünelim. Yumurta siz yazdığınız için mi düşüp kırıldı yoksa düşüp kırılacağı bilindiği için mi yazıldı? Eğer her şey başımıza yazıldığı için gelseydi bu dünya bir sınav yeri olmazdı.

Ziverbey dedi ki...

işin kolayına fazlaca kaçan bir zamane filmi mi desek neee