22 Mayıs 2008

Boş Ev


Filmin sessiz düşsel havasının içinde insan kendine sığınacak öyle çok alan buluyor ki..
bu yüzden filmin büyüsünden sıyrılamadan daha, bitiyor..
ve siz harika bir düş görmüş gibi kalıyorsunuz filmin ardından..
Tatlı bir düş..
Hani herkesin çok sevdiği bir tanımlama olan “ruh eşi”nin gerçekten olabileceğine inanıp, hatta kendiniz de bulmuş gibi gülümseyen bir yüz ifadesiyle..
Bir çok filmin sonunu beğenmeyen biri olarak sanırım en iyi sonlu filmler kategorisine en üst seviyelerden giriş yaptığını söyleyebilirim filmin benim açımdan..
Böyle büyüleyici bir filme böyle büyüleyici bir son..

Bin Jip..
sessiz ve düşsel bir şov..
çok az diyalogun ve sözler yerine fotoğrafların ve beden dilinin olduğu bir Kim Ki-Duk evrenindeyiz..
Kardeşimin teşvikiyle Uzakdoğu filmlerini izlemeye başlamıştım..
ki Güney Kore de en ilgi çeken ülkelerin başında geliyor..
bugün de Birinin önerisini dinleyip izledim Boş Evi..

hala etkisindeyim..
hala düşten sıyrılamadım..

Film gerçekten de öyle sessiz ki.. neredeyse son bölüme kadar sadece ara ara Natacha Atlas’ın “Gafsa” adlı şarkısı yırtıyor sessizliği…
yırtıyor mu yoksa o da düşselliğin içinde eriyip gidiyor mu bilinmez..

Filmin başlarında hiçliği hissediyor insan..
yaşamın önemsiz ayrıntıları gösteriliyor ve aynı olaylar sürekli yineleniyor..
daha sonra yüzeydeki “hiçliğin” ardında insanı aşan bir şeylerin varolduğunu hissediyorsun..

İlk önce genç adamı tanıyoruz.. boş bulduğu evlere giriyor ve bir geceliğine o eve ait oluyor. O evin bir yaşayanıymış gibi banyo yapıyor, tv izliyor, yemek yapıyor, yiyiyor, pijamalarını giyiyor, fotoğraf çekiyor, uyuyor.. evin gerçek sahiplerine teşekkür amacıyla da, evdeki bozuk aletleri tamir ediyor ve onların çamaşırlarını yıkıyor..
Ruhsal anlamda küçük bir çocuk gibi..
Başkalarının aracılığıyla yaşıyor, başkalarının arızalarını onarıyor, başkalarının kirlilerinin yıkıyor..
nelere sahip olduğunu bilmiyor ve bu sahip olduklarıyla neler yapabileceğini de..
Örneğin golf yeteneği.. bu onun kurtarıcısı da olabilir belası da.. nasıl kullanacağına bağlı..

Daha sonra kadını tanıyoruz.. genç adamın yine bir gün boş sanarak girdiği bir evde, kocasından dayak yemiş, sinmiş, ürkek, sessiz kadını..
adam her zamanki, her girdiği evde yaptıklarını yapıyor.. banyo yapıyor, yemek yiyiyor, teraziyi tamir ediyor, çamaşırları yıkıyor, fotoğraf çekiyor, golf oynuyor..
kadın sessizce hissettirmeden, kendi evindeki bu yabancı genç adamı izliyor.. ta ki gece oluncaya kadar..

Her gün bir başkasının evini ve yaşamını ödünç alan bu genç adam, kadının hayatına girmesiyle büyümeye başlıyor..

Aşk gibi..
Biraz da hayat gibi..
Hiç konuşmadan birbirileriyle nasıl iç içe geçtiklerini izliyoruz.. birbirlerine nasıl yaklaştıklarını, ürkekliklerini.. sarılışlarını..
Sessizce..
Usulca..

Ve son bölümde.. adam hapse giriyor..
demir parmaklıklar ardına..
orada bedeniyle ruhu arasındaki karşıtlığa son vermek ve ruhsal gelişimini tamamlamak için inzivaya ve fiziksel acıya mahkum ediyor..
Hapishanede dayak yedikçe, acı çektikçe daha da güçleniyor, güçlendikçe kendi ruhu üzerindeki hakimiyeti de artıyor..
Acımasız gardiyan bir öğretmen konumuna geçiyor onun için..
gardiyanın ona alay etmek için ve aşağılamak için söylediği her söz bir ders niteliğinde:
Dünyadan tamamen kaybolmak mı istiyorsun?
Gölgene dikkat et
İnsan aklını hesaba katmayı unutma.

Ve sonunda genç adam dünyaya eline çizdiği yeni bir gözle bakmaya başlıyor..
Ruhunu bedeninin hapishanesinden kurtardığında, bedeni de 4 duvar arasından kurtuluyor..

Diğer yandan bu süre içerisinde kadın da hapishanede sayılır..

kendi hapishanesinde (evinde) kendi zalim gardiyanıyla (kocası) bekliyor..
sessizce..
ama artık kocasının fiziksel şiddet göstereceği zamanlarda sessizce kalmayıp tepki göstererek..

Kadın , sevdiği adamın büyüyüp kendisiyle aynı düzeye gelmesini bekliyor..
ki zaten adam hapishanede büyüdükçe adımları kadınınkilere uyum sağlıyor..

Nihayet adam geldiğinde.. kadından ilk defa bir söz duyuyoruz filmde..
“seni seviyorum”
Filmin başında bir çığlık atıyor kadın.. bir daha hiç konuşmuyor..
Filmin sonunda ise bu cümleyle konuşmaya başlıyor..

Ben filmin sonunu defalarca izleyebilirim sanırım..


Kadının Ayna da sevdiği adamı görüp yüzünü okşama sahnesini..






Kollarını iki yana açarak, hiç geriye doğru bakmadan ve geri geri yürüyüp adamı duvarla kendi arasında sıkıştırdığı o muhteşem sahneyi..

Ve nihayetinde terazinin üstünde ikisinin ayaklarını görüp 0 kg. ı göstermesini..


bu film düşlerin ortasına geldi oturuverdi..
bir yağmur yürüyüşü gibi..
iki elle tutulan bir fincan içindeki hoş kokulu çay gibi..
zeytin ekmek gibi..

kadına uygulanan fiziksel şiddetin bir gün son bulması dileğimle..

(NATACHA ATLAS - GAFSA)

22 yorum:

Asuman Unsal dedi ki...

bak diyorum sana,
bu işle ilgili güzel bi blog felan açmalısın,
boş eve gelince de
kim ku duk abimiz
sessizliğin içindeki sapkınlıklarıyla beni hep şaşırtmıştır, diyaloglar azaldıkça, düşlere ne kadar çok yer açılıyormuş bunu kim ki bu abimizden de öğreniyor, hatta kendisine böyle seslenmekten rahatsızlık duymuyoruz, daha yeni nefes i izledim, ne diyim ayrıntıları ve sapkınlığıyla hayranıyım kendisinin

7.oda dedi ki...

Asu; sinema dergilerinden birinin beni keşfetmesini bekliyorum :) ahahah şaka bi yana aileden bir sinema yazarı yeter yahu..
benim ilk kim kiduk abi filmlerinden izleyişim bu.. hiç sapkınlık yoktu bunda.. ama diğer filmlerini de izleyeceğim.. elimde fedakar kız ve zaman var.. nefes i de en kısa zamanda alırım..

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

ben diyorum kuzum bu kısa boylularda korkacksın adamı alıp başka diyarlara başka mekanlara götürüyorlar ki sorma...ya kardeşim bir filmizde adamın şu ciğerinin ortasına bir yumru indirmesin....

bu arada ben asumana katılıyorum sen bunu farklı bir blog olarak yap yoksa sen başka şey yazmamaya başladın film eleştirisi dışındaq olmuyor bak....

7.oda dedi ki...

Erdem; haklısın diyorum walla.. ama napıyım tam bişey yazacakken o gün harika bi film izliyorum ve herşeyi bastırıyor filmin beni götürdüğü dünya.. orada kalıveriyorum..
blog sayısı da yeterince fazla hani hangi birine zamn bulucam :)

bu arada şu kısa boyluların..
adamların ne kadar kendilerine has bir sinemaları var değil mi..
hayatları da böyle büyülü mü diyor insan ister istemez..

b@ni dedi ki...

Bu ara bu kadar hissiyat bana ağır ama bunu bir köşeye yazayım izleyecek kadar hissiz hale geldiğimde izlemeyi düşünüyorum.
Bu arada cidden yazı çok güzel harcanıyon :P

7.oda dedi ki...

Banu; evet evet bu filmi sakın çok hisli!! dönemlerinde izleme.. hani ben bu kadar aşktan uzakken ve bir sevgili bile istemezken; kendimi sıcak bir çift kola teslim edip kaybolasım geldi.. ordan anla artık film nasıl büyülü :)

Ferhanca dedi ki...

Yazının içinde birden kayboluyorsun.Adam aslında dışarda hapideymiş, hapse girince kendini bulmuş.Deşiğişik bir senaryo.Ben çekikleri sevmem ama bu flim izlenmeye değre demek..
sevgiler.

Abi dedi ki...

izlenecekler listesine alındı..
teşekkürler..
iyi bir film analisti olduğun fikrine ben de katılıyorum..

7.oda dedi ki...

Ferhan; çekik mekik ilk fırsatta izle bence de. ve izledikten sonraki düşüncelerini de merakla beklediğimi bil :)

Abi; koskocaman teşekkür ettim walla ağzım kulaklarıma yaklaştı bilesiniz :)

Butterfly dedi ki...

Hiç bir filmi bu kdar güzel anlatan birine rastlamadım daha önce, arkadaşlarım bana kitapları öyle güzel anlatıyorsun ki okumadan duramıyoruz derlerdi, sende filmleri öyle anlatıyorsun, lezzetli ve merak edilesi bir üslubun var bir film kolik değilim ama sırada senin yüzünden seyretmeye zaman ayırmak istediğim iki film bekliyor:) tesekkürler sevgiler

serdar dedi ki...

arkadaşların söylediklerine katılıyorum. ve hatta filmlere büyüleri katanın bile sen olduğunu düşünüyorum. ve yine hatta öyle güzel yazıyorsun ki bize yazmaya bişey bırakmıyorsun.
amma velakin benim bu yazıda takıldığım yer filmden ziyade o Biri? filmi sana öneren Biri, bir süredir tek cümle günlüklerinde de bahsettiğin Biri mi?

' baha ' dedi ki...

Samaritan Girl, Shi Gan ve Hwal.. Kim Ki-duk harikalar yaratiyor..

Filmle ilgili yaziniz gayet guzel secilmis cumlelerle yazilmis, ozel bir gayretse hakkinizi vermek; ekstra bir caba gostermeden yazdiysaniz da elinizi opmek gerekir :)

Ayrica bu film insanin hayatini degistiren filmler arasinda rahatlikla ilk ucte yer alir.

7.oda dedi ki...

Kelebek; öbür film hangisi merak ettim, benim adım elisabeth mi yoksa :) çok teşekkür ederim bu arada :) bikaç film daha yazarsam belki seni de bir filmkolik yapabilirim??

Serdar; ne diyor pinhani.. o benden biri.. o senden biri.. :)

Baha; ben filmleri izlemeden önce hiç bi şey okumam haklarında.. etkilenmemek için..
hiç bir şey bilmiyorken oturur izlerim.. sevdiysem, etkilendiysem filmden sonra okurum.. sinema dergilerinden.. sonra da zamanım varsa hemen sıcağı sıcağına yazarım.. o an yazmazsam zaman bulamayıp sonra üstüne hemen başka filmler etkilendiğinden o ilk andaki hissi kaybediyorum :)
ve evet kesinlikle son cümlene de katılıyorum :)

magicka dedi ki...

bana da öyle geldi,siz bu kadar güzel anlattıktan sonra filmi izleyip bu muymuş deme ihtimalim varmış gibi geliyor :) editör olmalıydınız...

bu arada adresi de verdim ama hala cd falan gelmedi,bir film repliği geldi aklıma:

-mektup falan almadım ben
-niye? bu devletin pttsi çalışmıyor muydu?
-çalışıyordu da yavaş çalışıyordu,anca gelir artık...

öyle sanırım? ;) ancak gelicek?

7.oda dedi ki...

Magicka; walla ne desen haklısın :) ama hastaydım. dün işe geri geldim. bu hafta hallediyorum :)

NaKHaR dedi ki...

bu filmi daha önce izlemiştim... harika bir kurgusu vardı... kareleri görünce spot lambaları gibi birer birer yüzüme patladı görüntüler :)

izlediğim en iyi çinişi japonişi bunu yapan bir kişi filmlerinden biriydi... :)

Vladimir dedi ki...

Önyargılı yaklaşıp izlemeyii ertelediğim filmlerden birisi idi. Raflarda öyle bekledi durdu. Senin önerin üzerine izlemiş oldum. Etkilendim. İzledikten sonra insanın içinde bir sinema tadı bırakan filmlerden.

alt kat dedi ki...

Son birkaç yıldır kelimeleri kullanma zorunluluğu içerisinde olsam da,bir dost yüzüne güldüğüm ya da ağladığım anlardaymışım gibi hissettim kendimi filmi izlerken.
İnsanın kendini sözlü olarak ifadelendirme süresince anlık tıkanmalar kaçınılmazdır. Ki bu tıkanmalar sonucunda, kelimelere sığınmak oldum olası bir alay yanlış anlaşılmayı beraberinde getirir.
Duymak ya da söylemek gerekliliği!
Neyin peşinde olduğumuzu kim, ne kadar biliyor.
Kendimizi anlatmak ısrarına verilebilecek en güzel cevaplardan biri olarak akıp gidiyor film sessizce. Alışmışlıkla her karede bir diyalog beklerken susuyor filmin iki kahramanı. Filmin ortalarına doğru anlıyorsun; konuştuklarında bütün büyü bir kelimenin insafına terk edilecek ve içinize işleyen o görmek deliliği, o duymak telaşı, o delice dokunma isteği sınırlarınızı terk edecek. Büyü kırılacak ve gündelik sıradanlıklar içindeki rollere dönülecek.
Bakmadılar sanki, uzun uzun izlediler!
Dinlemediler sanki, duydular ritmi kendi sessizliklerinde!
Dokunmadılar sanki, bir keşfin serüveniydi hayatlarına sinen!
Bıraksanız yazacağım ya susmak daha okunaklı geliyor şu an.
“usulca”…

magicka dedi ki...

Bıraksanız yazacağım ya susmak daha okunaklı geliyor şu an.

Son zamanlarda duyduğum en güzel cümle,anlam ve estetiğin harika uyumuna günümüzde rastlamak artık kolay değil...

Flying Dutchman dedi ki...

Kim Ki Duk'un bu filmi uzun süredir arşivde ama bakmıyorum bir türlü hatta 2 sene oldu diyebilirim hala izlemedim. Bir gün ya allah deyip izleyeceğim ama bakalım.

karton_piyer dedi ki...

2004 yılında DivX olarak izlemiştim. O günlere gittim şimdi, çok etkilenmiştim. Bunca sene yazık etmişsiniz bu filme ve şükürler olsun ki izlemişsiniz...

anginapektoris dedi ki...

Tek oluşu anımsatan bir düş bu, yalnız yaşamışlıkların kurban edildiği mavi gecenin, mavi gündüzün, mavi ertesilerin, içinde arınmışlığın biriktirdiği iki tenin düşü.