28 Nisan 2008

Persepolis


2007 yılının en çok tartışılan filmlerinden biri.. bir animasyon.. ama çok farklı bir animasyon..
Aslında bütün animasyonlar gibi çizgilerden oluşuyor.. ama renk cümbüşü yok, konuşan sevimli hayvanlar yok, yaratıklar yok, çocuklara sunulmuş barış dolu bir dünya ise hiç yok..
Bunların yerine bolca politika, mizah, çalkantılı bir hayat ve epey tarafsız bir gerçeklik var..

İranlı yetkililer beklenildiği gibi epey tepki gösterdiler filmin yayınlanmasına ve özellikle ödül almasına.. filmin İslam devrimini eleştiren tavrından epey rahatsız olmuşlar ve batıdaki İslam fobisini körüklediğini düşünüyorlarmış..
Oysaki her şeyden önce bu film bir otobiyografi..
ve aslında film esas olarak Aidiyet sorununa dokunuyor..
Marjane'nin Viyana’da da kendi ülkesinde de yaşadığı topluma uyum sağlayamaması ve yabancılaşma filmin asıl dramatik yapısını oluşturuyor.
Ama öte yandan filmin İslam devrimi sonrasında İranda yaşanan özel hayata müdahaleye ve özellikle kadınların karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığa getirdiği eleştirilerde haksız olduğunu söylemek de imkansız..

Küçük bir kızın gözünden İran devrimini ve toplumda yarattığı etkilerini anlatan ve özünde Aidiyet kavramını delik deşik eden bu yaratıcı animasyonun kendine has samimi bir yapısı var.. özellikle büyükanne karakteri aracılığı ile öne çıkan mizah duygusu, amca ile yapılan diyaloglar.. ve Tanrı hatta Marx ile bile hayalindeki konuşmaları hep samimiyet duygusuna hizmet ediyor..

Persepolis, batı ile doğunun arasına büyük uçurumların girdiği İslamın neredeyse terörizmle eşleştirildiği bir dönemde aslında baştan sona dikkatle izlenmesi gereken bir film..
Ben ilk kez Orhan ile birlikte izlemiştim.. bir yandan gülerken bir yandan da içimiz burkularak.. ve kızımı ileride nasıl bir ülkenin beklediği endişesini iliklerimde hissederek.. sonra evde bir daha izlerken sonlarına doğru Öykü de eşlik etmişti filme.. sonra da bir kez daha Öyküyle birlikte izledik.. –bu arada küçük hanım artık anladığınız üzre altyazı okumayı yetiştiriyor, çünkü filmi orijinal diliyle yani Fransızca izledik-.
Şimdi bunu yazarken fark ediyorum .. hatırlarsınız 1.Odadan.. İngilizce tiyatro gösterimizde köylü kızı rolündeki küçük hanım başına tülbent takmaya sertçe tepki gösterip “kimse benim başımı örttüremez, ben türban takmam” diye tavrını koymuştu.. sanırım bu film Öykünün üzerinde epey etkili oldu.. çünkü ara ara filmi tekrar tekrar açmam için taleplerde bulunuyor.

Marjane, lafını hiç esirgemiyor, mollara da, İslam rejimine de, batı kültürünün vurdumduymazlığına ve savrukluğuna da giydiriyor.. ama bunu yaparken ne kendisini ne de ailesini kahraman konumuna sokmuyor..
Satrapi’nin bakış açısı insanları şeytan ya da melek yapacak kadar yüzeysel değil..

1969 İran doğumlu Marjane Satrapi, 14 yaşına kadar İranda yaşamış, 14 yaşında Viyanaya okumaya gönderilmiş, lise eğitimini tamamladıktan sonra İran’a geri dönmüş. Üniversitede güzel sanatları bitirmiş. Bu süre içerisinde evlenmiş ve boşanmış ve karşılaştığı baskılara dayanmayarak bir daha geri dönememek üzere Fransa’ya göç etmiş.

2000 yılında da grafik roman serisi olarak 4 cilt halinde Persepolisi üretmiş.




İran şahının nasıl ülkenin başına geçtiğinden, küçük Marji’nin Tanrı ile diyaloglarına, baskıcı İslam rejiminin zorlaştırdığı hayatlardan, aşk ve evlilik üzerine altı çizilecek cümlelerle dolu bir eser..

Tahran 1978
Ortamın 1979 da gerçekleşecek devrim için çoktan kızıştığı bir dönem.. ama tüm bunlar 9 yaşındaki çok bilmiş ve afacan Marjane nin umrunda değil.. Komünizm yanlısı, politik açıdan aktif ve gayet modern Orta-üst sınıf bir ailenin tek çocuğu olan Marji Batı kültürüyle iç içe büyümüş..
Kendi ağzından:
"o zamanlar güzel ve sakin bir hayatım vardı..
küçük bir kızın masum hayatı..
patatesimi ketçapla yemeyi ve Bruce Lee yi severdim. Adidas marka ayakkabılarım ve 2 adet takıntım vardı: bacaklarımı traş etmek ve gezegendeki son kadın peygamber olmak.. "

filmin özellikle bu çocukluk bölümleri çok etkiledi beni.. akşam ailesinin konuşmalarını duyarak bunları hayal etmesi ve ertesi gün bunu oyuna dönüştürmesi.. müthiş seslendirme ile küçücük bir ağızdan Komüniş :) kelimesinin dökülüşü..

Tahran 1979
İslam devrimi sonrasında baskıcı düzenin hakim olmasıyla özgürlükçü düşünce yanlısı insanların nasıl bocaladıklarına şahit oluyoruz..
Olayı hafife alıp zamanla her şeyin düzeleceğini düşünen saf iyiniyetlier..
Olayın karanlığını görüp ülkelerini terk edenler..
Olayın karanlığını görüp, batıya gidip taksi şoförü ve temizlikçi olmayı istemeyip ülkesini terk edemeyenler..

ve bir sabah pencereden bakan annenin ağzından dökülüveriyor o cümle işte: Bu Ülke Neresi??

Boş bir süpermarkette iki kadın birkaç parça yiyecek uğruna birbiriyle kavga ediyor, annesi başörtüsü yüzünden taciz ediliyor, Marji eroin satın alır gibi sokaktan Iron Maiden kaseti satın alıyor..


Anuşe amcanın idam edilmesinin ardından küçük Marji ateist oluyor..



Değişim ve uyum süreci usulca ilerliyor.. ve 2 yıl içinde değişim tamamlanmış rejim oturmuş oluyor..

Tahran 1982
Bir ilkokul öğretmeni: "Peçe ile özgürlük eş anlamlıdır. Saygıdeğer kadın kendini sakınmalıdır erkeklerin bakışlarından. Kendini açan günahkardır. Cehennemde yanar. "

Ve ailesi Marjiyi lise eğitimini tamamlaması için Viyana ya gönderiyor..
Marji giderken büyükannenin yaptığı öğütlere ise bayıldım ben:
“Ahlak dersi vermeyi sevmem, ama hep işine yarayacak bir nasihatim var: Hayatta önüne pek çok puşt çıkacak. Seni incitecek olurlarsa, onları kötü olmaya iten aptallıklarıdır, unutma. İğrençliklerini sebeplendirmekle uğraşmamış olursun böylece. Çünkü acı ve intikamdan daha kötüsü yoktur bu dünyada. Her zaman ağırbaşlı ve kendine karşı dürüst ol.”
Ve baba nın da öğüdü:
“Kim olduğunu ve nereden geldiğini asla unutma!”

İslam devrimi sonrası gençliğini başında örtüyle karşılamak zorunda kalan Marji, hem okulunda hem de sosyal hayatında hazmedilmesi zor kurallardan çıkıp, kendi güvenliği için gittiği Avrupa’da “öteki” durumuna düşüyor.. ve uzun dönem kimlik karmaşasıyla savaşıyor.. İranın baskıcı hayatından kaçmak isterken, kendini insanların kafasındaki “aşırı gerici İran ve İranlı” imajını yıkmaya çalışırken buluyor..

“Onların arasındayken, doğru yerde olduğuma kendimi inandırmak istiyordum. Ama onlardan farklıydım.”


İç burkan bir dram..
Aidiyetsizlik ve düzensizlik hissi Marji ye fazla gelmeye başlıyor..

Ve aşık oluyor..
Aldatılıyor..
(Yakışıklı genç, tipsiz herif oluyor.. eskiden içinde yüksek konumlarda olan genç, şimdi ağzı leş gibi kokan boktan karakterli bir adi oluyor.. bu bölümlere çok gülüyorum işte)
Sokakta kalıyor.. hasta oluyor.. ve İrana geri dönüyor..
8 yıl süren savaş sonrası mezarlığa dönmüş ülkesine..
Uçakta içinden geçirdiği cümle aslında Aşkın nasıl da yıkıcı bir duygu olduğunu öyle güzel özetliyor ki:
“Devrim sırasında akrabalarımın bir çoğunu kaybetmiştim. Bir savaştan sağ çıkmıştım. Ve basmakalıp bir aşk hikayesi beni savurmuştu.”

Ülkesine döndükten sonra yaşadığı Aidiyetsizlik ve yabancılaşma daha da doruğa çıkıyor..
“Avusturya’da bir yabancıydım ve kendi ülkeme geldim. Yine yabancıyım.”

Ve İranın ünlü ev partileri.. ahlak polisleri.. kandırmacalarla dolu bir hayat..
Evlenme.. boşanma..
Yabancılaşma.. bunalım.. bunalım..

Büyükannenin, Marjiye yaptığı son konuşmalardan biri:
“Korkudur kendimizi bilmemizi engelleyen.. yine aynı kahpe korkudur bizi ödlek insanlar yapan..”
“Yanıldığın için ağlıyorsun.. Hatalarımızı kabul etmek zorumuza gider değil mi ?”

Bir daha geri dönmemek üzere Fransa’ya gidiş..


Bana filmin müthiş soundtrackini yollayan sevgili Mehmete teşekkür ederek, filmin ünlü şarkısını da ekleyelim hemen..

Kesinlikle izlenmesi gereken müthiş politik animasyon..

(THE EYE OF THE TIGER)

7 yorum:

epoch dedi ki...

filmi sinemada 2 kere izlemiş biri olarak ilk diyeceğim şey PIXAR animasyonlarını katlar böler parçalar.. o derece yani.
politika konusuna gelince; iran şahının ingilizler tarafından dolduruluşa gelip iktidar uğruna ülkeyi dağıtmasına zaten bişi diyemiyorum. bırakalım politikayı politikacılar yapsın. Tandoğan'ın güsel bi sözü var: "Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?" :)) Filmde kahkahalara boğulduğum anlar da oldu kara kara düşündüğüm anlarda. ama size şunu deyim bizim ülkemiz böle olmayacak, olamas....
filmin soundtrackları da çok etkileyici ve akışa uygun seçilmiş. duyguları çok iyi yansıtıyor. neyse çok konuştum heralde. tekrar tekrar izlenesi bir film diyorum başka da bişi demiyorum....

B@ni dedi ki...

izlemeye değer gibi görünüyor...

gaykedi dedi ki...

senin ufaklığın tülbent tepkisi film kadar ilginçmiş :p

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

film olarak izlemedim ama kitabını çok beğenmiştim demek oluyor ki film mi de izliyeceğiz :)))

kadınlar türban takmasada erkekler at gözlüğü taksa...

7.oda dedi ki...

arkadaşlar Persepolis 14 Mayıs Çarşamba akşamı cnbc-e de yayınlanacakmış.

sgürel dedi ki...

filmi izlediğim de güzelliğinin yanı sıra vurgu yapılan iki şey dikkatimi çekmişti birincisi iran devriminde yani şahın iktidardan devrilmesinde sadece mollalar değil solcuların da önemli katkısı olmuştu ama aynı solcular mollar tarafından idam edilerek tasfiye edildiler bunun yanı sıra iranda ki günlük yaşamın etkilerini gözler önüne seriyor...

7.oda dedi ki...

sevgili Kedi; sen bir de dün akşam ki "keltoş" çözümümüzü oku 1.oda dan :)

sevgili Sinan; zaten böyle gelişmişti olaylar.. şahı devirmek için birlikte yola çıkmışlardı..
köprüyü geçen kadar..
köpür geçildi şah devrildi..
ve ortaklık bitti..
kimin kurnaz olduğu ortada malum :)