10 Şubat 2014

Bir Vampir Hikayesi



Jelonek - Funeral of Provincial Vampire


“Hikâyem asla anlatılamaz. Sığındığımız her yerde tekrar tekrar yazıyorum. Söyleyemediklerimi yazıyorum. Gerçeği. Bildiğim her şeyi yazıp, ardından rüzgâra bırakıyorum sayfaları. Belki kuşlar okuyabilir onları.”

Eleanor’un bir kâğıda muhteşem bir el yazısı ile yukarıdaki satırları yazıp rüzgâra bıraktığı filmin açılış sahnesi, söylüyordu aslında bize her şeyi. Bu bir vampir filminden çok hikayesini anlatamayan kadınların filmiydi.. Anlatmak isteyen ama anlatmaması gereken kadınların.. Çünkü kadınlar vampirdi.. Vampirliklerini bir lanet gibi taşıyorlardı.. Ve hikâyelerini anlattıklarında yaşama şansları yoktu.


Olay örgüsü süresi birkaç haftaya dayansa da, hikâye süresi 200 yılı buluyordu Bir Vampir Hikayesi’nin. 200 yıldır yaşayan vampir bir anne ve kızı; erkek egemen bir dünyada insan görüntüsü altında vampir olduklarını gizleyerek yaşam mücadelesi verirken, yine erkek egemen bir vampir dünyasında da “kardeşlik” adı verilen erkek vampirler birliğinden kaçıyorlardı ölmemek için. Kısacası erkeklerin dünyalarında ayakta durmaya çalışan iki kadının yaşam savaşı idi izlediğimiz.






Lineer ilerlemeyen kurgu yapısı ile öğreniyorduk annenin ve kızın nasıl vampir olduklarını.. Hikayelerini.. Ve daha da anlıyorduk ki evet film iki vampirden çok yaralı iki kadının hikâyesiydi.




Anne vampir Clara, hikâyesini hiç kimseye anlatmıyor. Çünkü yaşadığı her şeyin bilincinde. Kızını daima koruyor. Gittikleri kasabalarda ölüler arttıkça ve insanların onların vampir olduğunu anlama riski ortaya çıktıkça başka bir kasabaya göç ediyorlar. Eleanor bu durumdan rahatsız, sürekli taşınmaktan ve göçebelikten bıkmış olsa da anne tehlikenin farkında, anne gerçekçi. Gerçekçi olduğu için acımasız olmak zorunda. İnsanlara yakalanma korkuları yetmiyormuş gibi bir de peşlerinde erkek vampirler var. Çünkü “kardeşlik” kurallarına göre bu kadınların ölmesi gerekli. Clara gittikleri kasabalarda birkaç haftalığına barınmalarını sağlamak için bedenini satıyor. Eleanor ise sürekli hikâyesini anlatabilmek derdinde. Sanki hikâyesini anlattığında gerçekten var olabilecek. Paylaşamadığı, saklandığı, kaçtığı, yalan söylediği her an kendinden uzaklaşıyor. Eleanor sadece ölümü arzulayan ihtiyarların kanını emiyor. Ve şimdiye kadar izlediğim tüm filmlerde vampirlerin beslenme ihtiyaçları doğduğunda köpek dişleri uzar ve ısırırlardı. Ama bu anne kız vampirlerin başparmaklarının tırnakları uzuyor ve damarı o tırnakla delip kanı emiyorlar.




Filmdeki özellikle Eleanor üzerinde yoğunlaşan dramatik yapısını sevdim. Diş yerine tırnak uzaması değişikliğini sevdim. Mekan seçimleri de çok iyiydi, hem günümüz hem de 200 yıl öncesinin. Ama filmin “bu olmadı işte” dediğim, zayıf kaldığı bir yanı var. Final! Feminist bir vampir hikâyesi gibi akan film finalde altüstü oluyor. Çünkü iki kadının da kurtulduğu “mutlu son”u bir erkeğe borçlular! Film boyunca insan olsun vampir olsun bütün erkek karakterler biraz zayıf kalmıştı zaten. Nitelikli bir kadın erkek mücadelesi çok hissedilir değildi ama buna rağmen finalde özgürlüklerini bir erkeğin “bağışlaması” hiç olmadı.



Yönetmen Neil Jordan’ın filmografisine baktığımızda da 3 korku filminde de derdinin “hikâye anlatmak” olduğunu görüyoruz. The Company of Wolves / Kurtlar Sofrası’nda masalların ve masal anlatma geleneğinin, bilinçaltımızda kurguladığımız hikâyelere önemli bir esin kaynağı olduğu gösterilir. Interview with the Vampire / Vampirle Görüşme’de de vampir olduğunu iddia eden bir adamın röportajlarıyla öğreniriz esas hikâyeyi. Ve işte şimdi Byzantium / Bir Vampir Hikayesi’nde de iki kadının kendi hikayelerini anlatamıyor oluşlarının trajik hikayesi var.





Jordan bu konu hakkındaki görüşlerini seyirciye aslında filmin bir yerinde “oyun içinde oyun” yaparak da söylüyor.. Eleanor yaratıcı yazarlık için bir derse katılır. Derse katılan herkes yere sırtüstü uzanmıştır. Ve gözleri kapalı eğitmeni dinlerler. Eğitmen der ki: “İnsanlar hikâye anlatma ihtiyacı duyar. Temel bir kuraldır bu, birleştiricidir. Hikâyeler sayesinde kendimizi ve bu dünyayı anlamaya başlarız. Şimdi gözlerinizi kapatın. Yaratıcılığımızın başlangıç noktası kendi tecrübelerimizdir. Erken dönem çocukluğunuzu düşünün. Ve isminizi söylediğimde bana bir anınızı, bir detayı, bir heyecanınızı, bir duyguyu anlatın. Aklınıza ilk gelen şeyi.” Ve açılış sahnesiyle harika bir şekilde bütünleşen, yönetmenin bu göz kırpışı, izlediğimiz görünürdeki vampir filminden başka bir filme götürüyor bizi.. Hikaye(lerimizi) anlatma arzusuna.. :)


Fragman:


4 yorum:

banu dedi ki...

7.ODA sen yazmaya uzun aralar verme lütfennn...

7.oda dedi ki...

Banucum; haklısın, 2014 bolca yazdığım bir yıl olacak :)

Ömür Doğan dedi ki...

Daha az önce, metrobüste, iki üçtür karşılaştığım bir kızı durdurmak ve "bir hikayen var mı bana anlatacağın?" diye sormak geçti içimden. Tuhaf bir yüzü ve yine öyle bakışları vardı... Ürkek ama bir yandan da bir şeylere meydan okumaya çalışan bakışlar...
İnsan her kadını merak etmiyor. İnsan her kadının hikayesiyle ilgilenmiyor ama bir kadın, eğer hikayesi yoksa kesinlikle yok sayılıyor. Yani benim tarafımdan...
Ve bazen bu yüzden uzun vadeli bir ilişki yaşayamayacağımı düşünüyorum. Ben de bir nevi hikaye vampiri olmalıyım. Hikayesi biten kadınları "öldürüyorum"...
Kadın dediğin, hikaye anlatmalı evet ama en çok da yeni hikayeler yaratabiliyor ve yaşatabiliyor olmalı...
Sen gibi...

7.oda dedi ki...

Ömürüm.. hikaye vampirim :) ben seni hep beslerim merak etme..