27 Ağustos 2006

Collateral


Bugün günü geçirmek adına yaptığım en iyi şeylerden biri Collateral ı izlemek oldu. Tam bir Michael Mann filmi.. HEAT kadar olmasa da çok iyiydi film.
Son derece sıradan bir konu aslında.. bir kiralık katil (tom cruise) Los Angeles a gelir, 5 kişi vardır öldürülmesi gerekenler listesinde. Gece için taxi kiralar ve şoförü (jamie foxx) sırayla öldürmesi gereken 5 kişiye götürmesi için zorlar. Ama bu basit konu Mann in imzasıyla fevkalade bi hale geliyor. Collateral bir suç filmi, bir karakter filmi olduğu kadar; aynı zamanda "Los Angeles'ta Gece" üzerine de bir sunu..

Mann asıl önemli dramatik çelişkiyi iki karakter arasındaki farklılıkla yaratıyor ve favori temasına yöneliyor:
Hayatları nedeniyle çok net bir şekilde ayrılan iyi ve kötü karakterin aslında birbirinden pek farkı olmadığı gerçeği..
Michael Mann bu temanın unutulmaz destanını “HEAT” te yazmıştı ..
Filmin büyük bir kısmı taxide geçmesine rağmen yine de tempo hiçbir zaman düşmüyor.. hatta filmin sonlarına doğru 10 dakikalık bir gece klubü sahnesi var ki.. defalarca izlenecek müthiş bir sahne..

Bir de sessiz ama vuran bir sahne var.. konuşma yok.. ama görselliğin hiç konuşmasız çok şey anlattığı anlardan biri işte.. bir sürü kişinin ölümünden sonra, gecenin ıssızlığında taxi otoyolda ilerlerken birden durur.. ve müzik devreye girer (aşağıda indirebileceğiniz linki var).. iki tane kurt!! yolda karşıdan karşıya geçer.. şoför onların geçmesini bekler, katil boğazına yumruk yemiş gibi bir yüz ifadesiyle o an yaşadıkları gerçekliği kavrar.. kurtlar geçer.. taxi hareket eder..
Bunun dışında filmde yoğun ve harika bir müzik kullanımı da var ki.. soundtrackine hemen sahip olmak lazım.. :)

Bir çok diyalog var beni etkileyen..

Los Angelis ı tarif ederken katilin kurduğu cümle büyük şehrin ezen vurdumduymazlığını ve insanların bencilliğini, sadece kendi hayatlarıyla ilgilendiklerini ve en önemlisi insanların aslında ne kadar yalnız olduklarını açıkça özetliyordu: “L.A… çok yayılmış, herkes bağlantısız, kimse birbirini tanımıyor. Bir adamın haberini okudum, metroya biniyor ve ölüyor. L.A.ın etrafında tur atan cesedini birisinin fark etmesi 6 saat sürmüş, insanlar yanına oturup kalkmış, kimse fark etmiyor..”
ki zaten filmin sonunda.. katil metroda bir koltuğa oturarak ölür ve şoföre söylediği son sözler: “bir adam metroya binmiş ve ölmüş, sence birileri fark eder mi….”

Yine başka bir diyalog.. balangıçta şoför, adamın katil olduğunu bilmemektedir, emlakçı olduğunu ve dostlarını ziyaret ettiğini sanır. İlk kurban öldürüldükten ve şoförün olayı anlamasından ve cesedi bagaja koymalarından sonra şoför şoka girer. Katil gayet soğukkanlı ve ağırbaşlıdır:
- Onu neden öldürdün? Sana ne yaptı?
- Bana ne mi yaptı? Bana hiçbirşey yapmadı. Onu tanımıyorum bile.
- Tanımadığın birini neden öldürdün?
- Önce tanıyıp sonra mı öldürmem gerekiyor?........

Şoförün şoku devam etmekte, olaylara anlam verememekte..
- Rwanda yı biliyor musun?
- Evet?
- Onbinlerce kişi güneş batmadan öldürülüyor. Kimse Nagasaki ve Hiroshimadan beri o kadar insanı bu hızla öldürmedi, o zaman da böyle zırlandın mı Maxx??
- Hayır.
- Peki neden şimdi ben şişko bir herifi öldürüyorum ve sen de tepinmeye başlıyorsun?
- Rwandalı tanımam hiç.
- Bagajdaki adamı da tanımıyordun….!!!!!!!!

Şoför 12 yıldır taxi şoförlüğü yapmakta. Ama bunu “geçici iş” diye tanımlıyor. Çünkü hayalleri var.. Mercedes limuzin şirketi kurmak. Hatta hastanede yatan hasta annesi gerçeği bilmemekte, oğlunun Mercedes limuzin şirketi olduğunu sanmakta. Ve mecburen yapılan hastane ziyareti sırasında katil bunu öğrenmekte. Hastaneden çıktıktan sonra yola devam edilirken katil şoföre neden annesine yalan söylediğini sorar, şoför utandığı için aslında annesine yalan söylemediğini, annesini her şeyi duymak istediği gibi algıladığını anlatmaya çaışırcasına :
- O duymak istediği şeyi duyuyor. Ben de onu hayal kırıklığına uğratmıyorum.
- Yaa tabii. Belki de ona söylediklerini duyuyordur.
- Ona dediklerim hiç yeteri kadar iyi olmadı, hep böyleydi.
- Kendi eksikliklerini sana yansıtırlar. Kendileri ve hayatları hakkında sevmedikleri şeyleri falan. Onların yerine sana yüklenirler..
..............................................................
Filmin başında şoförümüz bir kızla tanışır. Kız bölge savcısıdır. Kızdan çok etkilenir. Kız kartını verir.
Katil şoföre kızı arayıp aramayacağını sorar, bilmiyorum belki der şoför.. katil aramasını söyler ve şöyle der:
- HAYAT KISA… BİRGÜN BAKIYORSUN Kİ BİTMİŞ……
(ki filmin sonunda şoför bu kızı kurtarabilmek için kişiliğini kırar. Evet resmen kırar. Dönüm noktası. Çünkü 5. kurban o kızdır ve şoför bunu anlar)

Veee, gelelim son diyaloga.. 4 kurban da öldürülmüştür.. ve daha bir sürü polis de öldürülmüştür.. yolda giderler.. şoför hala anlamamaktadır katilin psikolojisini, onları neden öldürdüğünü vs.. Katil:
- Yaşamak ve ölmek için ne iyi bir sebep vardır, ne de kötü bir sebep.. yüzmilyonlarca yıldızın milyonlarca galaksilerinden birinde ufak bir lekenin üzerindeki toz tanesinden bile küçüğüz. Biz buyuz uzayda kaybolmuşuz. Sen.. ben.. kim farkedecek ki??
- Sen tam bi pisliksin.. olması gereken insani değerlerin hiçbirisi yok sende..
- Aynaya bak!!!! İleride bir günmü.? “bir gün rüyalarım gerçekleşecek mi?” ..bir gece uyanacaksın ve bunların hiçbirinin olmadığını fark edeceksin. Planların mahvolmuş. Asla olmayacak planların. Birden yaşlanacaksın. Gerçekleşmemiş ve asla gerçekleşmeyecek. Bunu hiçbir zaman yapamayacaksın, hafızanın derinlerine iteceksin. Sonra rahat koltuğuna yaslanıp, hayatının sonuna kadar tv programlarıyla hipnoz olacaksın. Bana cinayetten bahsetme. Veya o kız. O kızı arayamıyorsun bile. Hala taxi kullanarak ne yaptığını sanıyorsun sen??

Şoför dayak yemiş gibi sözlerin etkisinde donup kalırbir süre.. sonra birden normal hızla seyirdiği yolda hızını artırmaya başlar.. artırır.. artırır.. artırır..
- Çünkü hiç kendime gelip olayları incelemedim, anladın mı? Kendimi. Bunu yapmalıydım. Kumar oynayarak başarmaya çalıştım ama ben en baştan kaybetmiştim. Mükemmel olmalıydı.. her şey mükemmelce hazır olmalıydı. Riskler incelenmiş ve bitirilmiş olmalıydı. Ama biliyor musun yeni haberlerim var: Hiçbirşey fark etmez artık.. Ne fark eder ki?? Bu kocaman boşlukta hepimiz önemsiziz zaten. Alacakaranlık kuşağı gibi.. arka koltuktaki şeytani sosyopat öyle diyor. Ama biliyor musun, sana teşekkür etmem gerekli bu yüzden dostum. Çünkü şu ana kadar hiç o şekilde görmemiştim olayları.
Ne fark eder ki??
Fark etmez!!
O yüzden siktir et!!
Kaybedecek neyimiz var ki??

Der ve son hızla giderken bilerek kaza yapar şoför..

İşte böyle.. uzun oldu biraz ama.. film böyle güzel diyaloglarla dolu..
Ne fark eder ki bazen dimi gerçekten de..
Fark etmez..


(AUDIOSLAVE - SHADOW ON THE SUN)

4 yorum:

tuzlukk dedi ki...

geçen sene izlemiştim filmi. başlığı görünce ilk aklıma gelen muhteşem müziği, Rwanda repliği ve bahsettiğiniz mükemmel gece klubü aksiyonuydu. hayret köpeklerin oldugunu sahneyi atlamışım. en kısa zamanda yeniden izleyeceğim filmi. hatırlattığınız için teşekkürler.

7.oda dedi ki...

sevgili tuzlukk, umarım yeniden izleyebilmişsinizdir filmi.. ben bile bir kez daha izlemeyi düşünüyorum kısa süre önce izlememe rağmen.. ayrıca köpek değilmiş onlar kurtmuş:) ve bir arkadaşla yaptığımız yazışma sırasında kurt olmasının anlamını da öğrenmiş bulunmaktayım :
http://www.flickr.com/photos/yedincioda/226399399/

tuzlukk dedi ki...

Az once izledim filmi yeniden. hemen ardindan yaziyi okudum tekrar.
Evet o sahnede geçenler kurt gerçekten. Ve yönetmeni yani Mann'i kutlamak lazım muthis bir olayi resmetmis o sahnede. Katil kurtla gözgöze geliyor ve irkiliyor adeta. Flickrdaki arkadasa katiliyorum. kendini görüyor kurtta katil!
Hatta hararetli şekilde tartışırlarken şoför de vuruyor bunu katilin suratına : insanlarda olan standart parça yok sen de diyor "duygu" yu kastederek.
Şöyle bakıyorum notlarıma, (evet son zamanlarda ki huyum evde film izlerken not tutuyorum:)Aynı diyalogların altını çizmişiz hemen hemen.

Son söz, filmlerde çok fazla mantık aramayan biri olarak yine de kafama takıldı. Hayatında ilk kez eline silah alan biri (kızın binasına girerken anlıyoruz bunu) yılların katilini, keskin nişancısını alt ediyor metroda.
Ne diyelim Temel gibi bu da filmin şaşırtmacası:) ya da mutlu son fake'i olsun.

tuzlukk dedi ki...

dün de yazıda geçen "heat" i izledim tekrar. yok böyle bir şey!
mükemmeldi. bu arada ilginç bir şey farkettim. filmleri öyle yönetmenine aktriste göre ayırmam çoğu zaman. lakin michael mann işi biliyor. dikkat ettiğim daha doğrusu tesadüfen farkettiğim şey ise mann şimdiye kadar 7 film çekmiş ve ben beşini izlemişim bu filmlerin. üçünü ise son iki hafta içinde.

başka bir ilginç nokta bilmem farkedildi mi?
collateral de kiralık katilin(tom crusie) ismi vincent.
heat'te ise dedektifin( al pacino) ismi vincent. ilginç değil mi? diğer filmlerindeki karakterlere bakmadım daha :)