bana dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bana dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2016

Canım Kardeşim


Heyecandan sabaha kadar bir saniye bile uyuyamadığım ilk gecemdi.. İzmir’de yaşıyorduk ve ananem o günlerde Bursa’dan bize gelmişti.. Bana arkamı dönüp uyumamı söylüyordu ama değil uyumak heyecandan nefes zor alıyordum.. Nasıl uyuyabilirdim ki.. Kardeşimin doğum gecesiydi.. Annemle babam hastanedeydi ve ben de kapının açılıp bizimkilerin kardeşimi getirmelerini bekliyordum..
: )

30 Kasım 1982.. Dünyadaki en güzel duygulardan biri, kardeş sevgisiyle tanıştığım gün.
30 Kasım 2016.. Onun gibi bir kardeşe sahip olmanın ne demek olduğunu asla tam olarak anlatamam. Tam 34 yıldır hayatımda. Bir kez bile kavga etmedik, bir kez bile küsmedik biz kardeşimle 34 yıldır.
Kardeşim, canım, kanım, en çok özlediğim, sırdaşım, dostum, destekçim, sığınağım..
Ne zaman kafam karışsa ilk önce ona danışırım, ne zaman bir derdim olsa ilk önce ona koşarım, ne zaman bir ihtiyacım olsa daima yanımdadır. Hayatta her şeyden yorulduğum zamanlarda, en zor günlerimde huzur bulduğum tek yer onun evi onun yanıdır. Kardeşim diyorum ama bana abilik yaptığı zamanlar daha çoktur. Kararlıdır, azimlidir, fazlasıyla zekidir ve akıllıdır. Hayatta daima istediklerinin peşinden gitmiştir. Başarılıdır. Örnek aldığımdır. Eğitmenimdir. Kahramanımdır. Üstelik tüm bu söylediklerimi inanın kızım da söyler. Onun da kahramanıdır, sırdaşıdır, destekçisidir. Kızım için de müthiş bir abidir. Her şeyini ona danışır, ona anlatır.

Küçükken çok kıskanırdım kardeşimi. Ama kardeş kıskançlığı değil bahsettiğim. Başkalarından kıskanırdım, paylaşamazdım onu kimseyle. Her şeyden korumaya çalışırdım. Kimseye dokundurtmazdım. Çünkü benim kardeşimdi o. Çok istiyolarsa onaların da anneleri kardeş doğursundu. Alkan.. Alkan benim kardeşimdi, canımdı. Fotoğraf 1983 yılından.. Ben 6 yaşındayım ve minicik kollarımla onu sarmışım. :) O da maşallah bir capon tosuncuktu :) Öpmelere sevmelere doyamazdık.

Alkanımm, canımm kardeşim. Ben gerçekten dünyanın en şanslı ablasıyım. Bunu hep böyle hissettim. Senin gibi bir kardeşe sahip olmak bu dünyadaki en güzel şeylerden biri. İyi ki doğdun. İyi ki benim kardeşim sensin. Hep sağlıklı ve mutlu ol ve sevdiklerinle bir arada bol kahkahalı bir ömrün olsun. Seni çok seviyorum.

11 Ocak 2016

7.Oda'nın 2015 EN'leri


En Yabancı Film: Çok fazla güzel film izlediğim bir yıl oldu aslında.. Ama en filmimi tereddütsüz seçiyorum:  Carol.. Tek kelimeyle büyüleyiciydi.. Filmde beni en çok etkileyen sahne Carol’ın boşanma sahnesiydi. O sahnede Cate Blanchett’ın oyunculuğu kusursuz olmanın ötesindeydi. O elleri.. O ellerini masaya koyuşu.. İnsan resmen ürperiyor o sahnede.. Kadının kırılma anı ve “kendisini” seçtiği andı o.. Ve daha iyi anlatılamazdı.. Biz FilmEkimi’nde izledik ama Şubatta vizyona giriyor.. Yeniden sinemada keyfini çıkarmak için sabırsızlanıyorum.. (Metascore:95)

En Türk FilmiAbluka.. Hiçbir politik karakter olmadan ve hatta konusu da politik olmadan nasıl bir “politik gerilim filmi” yapılır.. Cevabı bu filmde.. Paronaya bölümlerindeki ses kullanımı ve hatta bütün bir film boyunca ses kullanımı etkileyiciydi. Venedik Film Festivalinde Özel Jüri Ödülünü alması boşuna değil.. Kesinlikle değişik ve başarılı bir film.

En Dizi: Bu sene Game of Thrones dışında başka bir dizi daha keşfettim ve iki sezoununu da çok sevdim: True Dedective

En KitapFilm Yönetmek Üzerine – David Mamet.. Bu kadar ince bir kitapta bu kadar çok şey nasıl anlatılır!! Bir çırpıda bitiriyorsunuz.. Defalarca okuyorsunuz.. Alt çizmeye kalkmayın her satırı çiziyorsunuz :)

En Dergi: Yeni bir dergiyle tanıştık bu yıl.. PsikeSinema .. 
Meselesi anlatmak olan: Sinema.. Meselesi anlamak ve çözmek olan: Psikiyatri
En sevdiğim ikili :)

En Şarkı: Eski evet ama ben bu yıl keşfettim ne yapayım.. Duman – Öyle Dertli .. Bu yıl en çok sevdiğim şarkı oldu..

En Konser: Bu sene hiç konsere gidemedim :(

En Görsel:  Yıllar sonra doğduğum topraklara gittim bu yıl iki kez.. Çifte vatandaşlık işlemlerini başlattık bir yandan.. Orada sanki hayat yavaşlatılmış gibi.. Ağır çekim bir film izliyormuşum gibiydi gözlerimin önünde akıp giden kent.. Sakin, yeşil, huzurlu.. Yukarıdaki fotoğraf gibi niceleri bu yıl görsellerim..

En Mekan: Bu yıl benim hayatımı ele geçiren ve elbette ikinci yuvamız olan Cafe 7.ODA :)

En Yiyecek/İçecek: Cafe 7.Oda’nın Mantısı :)

En Kötü Olay: 8 yıldır bizimle olan Bıcırımız öldü :(

En İyi Olay: Çok iyi olaylar var “en”im yok :)

En Koku
: Bu yıl yeni bir koku ile tanışmadım.. Yıllardır olduğu gibi kadında hala Dior Addict zirvede..

En Cümleİlaç ile zehir arasındaki fark, dozudur..

28 Eylül 2015

Kısa Film


Gökyüzünde rüzgarla birlikte sürekli yer değiştiren renkli bulutları izlemek kadar heyecan vericiydi..
Zaman anlamını yitirmiş, durmuş gibiydi..
Başdöndüren bir koku kaplamıştı her yeri..
Güzel olmasına güzeldi..
Ama ben "açılış sahnesi"ni izliyorum diye pür dikkat kesilmişken kadraja, meğer filmin tamamı o kadarmış ki..

13 Ağustos 2015

39


Geçsin bakalım zaman bildiği gibi.. Nasıl olsa içimde benimle birlikte yaşlanıyor..Uzak bir rüzgarın hayali...




3 Ekim 2014



Sinema dünyasının unutulmaz karakterlerinin beyazperdeden çıkıp bedene büründüğü bir parti ile açılışını yapan Cafe 7.ODA Bursalılardan büyük beğeni aldı.

Sanat ve eğlenceyi bir arada sunmayı hedefleyen Cafe 7.ODA geçen Cumartesi günü ilginç bir kokteyl ile kapılarını Bursalılara açtı. Cafe 7.ODA'da yeme içme hizmetinin yanı sıra sinema, edebiyat ve fotoğraf atölyelerinin de olduğunu belirten işletmeci Fatoş Avcıoğlu, Bursalıların arkadaşlarıyla buluşup hoş sohbet ederken aynı zamanda sanatsal açıdan da doyuma ulaşacakları, kitap ve dergileri okuyabilecekleri bir mekan tasarladıklarını açıkladı. Atölye odasının yanı sıra kütüphane ve toplantı odası da bulunan Cafe 7.ODA’da okuma kulübü de kurulacaktır.



Açılış için yapılan özel kokteylde unutulmaz sinema karakterleri Charlie Chaplin, Frida, Otomatik Portakal (Alex), Zeyna, Siyah Kuğu, Makas Eller (Edward Scissorhands) , Joker ve Kont Dracula ile karşılaşan Bursalılar bol bol hatıra fotoğrafı çektirdiler. Ünlü karakterleri makyaj ve kostümler eşliğinde birebir canlandıran genç oyuncuların kestiği kurdele ile başlayan geceye Bursa'nın tanınmış simalarının yanı sıra ünlü oyuncular Ali Düşenkalkar ve Necati Bilgiç de katıldı.



Bir günde iki açılış
Açılışa gelen misafirlerine Charlie Chaplin temalı kitap ayraçlarının dağıtıldığı Cafe 7.ODA'da aynı zamanda fotoğraf sanatçısı Meral Kuru'nun Nadas isimli fotoğraf sergisi de izlenime açıldı. Mekanda fotoğraf, resim gibi görsel sanat eserlerinin de sık sık sergileneceğinin müjdesi veren işletmeci Fatoş Avcıoğlu, ilk sergileme olarak özellikle genç ve başarılı fotoğraf sanatçısı Meral Kuru'nun Nadas isimli fotoğraf sergisini seçtiklerini, Bursa'nın değerlerini ön plana çıkarmak istediklerini vurguladı. 


26 Eylül 2014



"Heeey ben bir hayalime kavuştum; hem atölyeleri olan, hem kütüphanesi olan, her bir köşesini kendimin tasarladığı bir cafe açtım." demek istiyorum aylardır.. Her gece, cafeyi kapattıktan sonra yazayım diyorum ama .. ama bu nasıl bir koşturmacadır.. 14 Temmuzdan beri günde 14 saat koşturuyorum :) Yatağa nasıl gittiğimi bilmiyorum geceleri. Ama inanılmaz keyifli elbette. Bunca yoğunluktan nasıl şikayet edilmez.. İnsan sevdiği işi yapıyorsa.. İnsan hayaline kavuştuysa.. İnsan sevdikleriyle beraberse her gün.. İnsan etrafında ona sürekli yardım eden dostları varsa.. 14 saat değil çok daha fazla çalışsa bile şikayet etmiyor, mutlu oluyor..



E artık, açılış partimize ramak kala azıcık vakit yaratıp oturdum blogumun başına. Beş dakika vaktim var. Açılış için kokteyl masalarını almaya gideceğiz.. Bir ara uzun uzun anlatırım Cafe 7.ODA'nın hikayesini. Siz şimdi her şeyi boşverin. Yarın akşam bol sürprizli bir açılış partimizi var.. Kaçırmayın :)

31 Aralık 2013

7.oda'nın 2013 Enleri



John Legend - Who Did That to You



En Kitap:
İlk kez okuduğum kitaplardan: Dehşetler ve Uzmanlar.. Son iki yıldır psikolojiye ve psikanalize feci merak sardım. Her zaman sevmiştim psikoterapi öykülerini okumayı ama bu yıl biraz daha bilimsel anlatımlara da yöneldim. Özellikle cinsellik konusu, üzerine en çok okuma yaptığım alan oldu.. Ama şunu da gördüm ki, burası engin bir derya.. Asla yeterli olmayacak ve okunacak kitaplar asla bitmeyecek! Almak ve okumak istediğim pek çok kitap var sırada..
Yeni okuduğum kitaplardan En kitabım Dehşetler ve Uzmanlar ama bir de daha önce okuduğum kitaplardan birini bu yıl yeniden okudum ki bu kitap yıllar önce okuduğumda da kelimeleriyle başımı döndürmüştü. Ve en sevdiğim kitaplarım arasına girmişti. Nü Peride.. Yıllar sonra cesaretle “IsırganOtu kitaplarım” rafımdan alarak yeniden okuduğum bu müthiş kitap beni yine büyüledi. Dehlizlerin rutubet kokusunu burnumda hissetim yeniden.. İnsan 115 sayfalık bu incecik kitaptan nasıl bunca yoğun, kalabalık ve dolu bir roman çıktığına inanamıyor.. Hakan Akdoğan’ın diğer kitapları da okunacaklar listeme yerleşiyor.


En Yazar: Adam Phillips


En Yabancı Film: Son yılların en çok film izlediğim yılı 2013 oldu! O kadar da çok iyi film izledim ki.. Beasts of the Southern Wild / Düşler Diyarı'ndan tutun da Circles / Kesişen Hayatlar’a kadar en filmlerim listeme girecek pek çok başarılı etkileyici film izledim. Ama EN Filmim kesinlikle: Blue is the Warmest Color / Mavi En Sıcak Renktir !


En Türk Filmi: Belçim Bilgin'in berbat oyunculuğunu görmezden gelmemi sağlayacak kadar iyi bir filmdi.. Kıvanç Tatlıtuğ'a karşı bütün önyargılarımı da kırdı film ayrıca: Kelebeğin Rüyası !


En Dizi: Breaking Bad! Hayranlıkla bir daha izleyebilirim!


En Şarkı: Burada epey zorlanıyorum. O kadar farklı gruplar ve o kadar güzel şarkılarla tanıştım ki bu yıl! Elbette Rammstein albüm çıkarsaydı, burada kesin bir Rammstein şarkısı olurdu. 3 şarkı arasında kıyasıya bir rekabet var içimde.. Şu listemden son 12 aya baktığımda da zaten belli.. Evet en fazla The Black Keys’ten Too Afraid To Love You şarkısını dinlemişim, neredeyse bütün bir yaz her akşam bu şarkıyı dinledim.. Plak dinlemek istediğimde Tim Buckley’den Sweet Surrender, plak dinlemediğim kalan her zamanda da Too Afraid To Love You.. İkinci sıradaki şarkım ise tüm ilkbahar dinlediğim John Legend’ten Who did that to You idi.. Ve son olarak iki aydır aralıksız dinlediğim şarkı ise Beach House’tan Take Care.. Ne yapacağız şimdi? Bu 3 şarkıdan hangisi benim için EN? Gözlerimi kapatıyorum ve üç şarkıyı da bir kez daha dinliyorum.. Ve evet seçtim, bu şarkı beni tuhaf bir şekilde aşk özlemine sürüklüyor içimde.. En şarkım : TAKE CARE..


En Grup: En şarkıyı Take Care e versem de, en grubum kesinlikle The Black Keys 2013 için..


En Fotoğraf: Siyah beyaz fotoğraf tutkum hiç geçmeyecek.. Eğik plan da öyle : My Daughter


En İçecek/Yiyecek : İlk kez denediğim Laphroaig marka isli viskiyi çok sevdim.. İçtikten sonra genzimde bıraktığı is tadı öyle böyle değil, müthiş! Yiyecekte yeni bir şey keşfetmedim sanırım bu yıl..


En Koku: Yine Addict! Bu kokudan asla vazgeçemeyeceğim.


En Kötü Olay: 26 yıllık arkadaşım Nurcanımın aniden hayata veda edişi.. 


En Güzel Olay: Kardeşimin ve Gizmonun nişanı ve kapakbak’ın açılması ve “7.oda Sinema Kulübü”nü kurmam ve sürekli filmler analizler ve etkinliklerle birlikte sayıca da her geçen gün büyümemiz gibi pek çok güzel olay olsa da en güzel en heyecanlı olay: “Cafe 7.oda” yı açmaya karar verişimiz! (Detayları bir başka yazıda, mekanın tadilati başladığı gün anlatacağım.)


Gezdiğim Yerler: Ankara, Ayvalık ve Cunda, Erdek, Ocaklar, Turanlar, Trilye, Eskişehir ve yine yeniden hep İstanbul..


Gittiğim Konserler: Roger Waters The Wall, Tanita Tikaram, Riff Cohen.


2013'ün En Cümlesi: "En iyisi savaşmaktan vazgeçmektir, bırak gitsin. Sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışmaktan vazgeç. Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. Bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin. Yapmak istediğin şeyi yapma. Yapmak istemediğin şeyleri yap. Sana istememen gerektiği öğretilmiş olan şeyleri yap. Seni en çok korkutan şeyleri yap." - Chuck Palahniuk –


Gelelim yazımda kullandığım fotoğraf ve şarkının sebebine..

Bu fotoğrafı kullandım çünkü kızımla son aylarda artık gerçekten çok iyi iki dost olduk.. Oysa 2013’ün başlarında ergenlikteki anne-kız çatışmasını birisi çok güzel kullanarak ve bir sürü şey anlatarak kızımın benden resmen nefret etmesini sağlamıştı. Ciddi anlamda çok zor bir kış geçirdik ikimiz de.. Ama kızım büyüyor.. Ve büyüdükçe her şey değişiyor, düşünüyor, gözlemliyor, anlıyor. Ve işte artık yaz itibariyle 360 derece döndürdük aramızdaki ilişkiyi. Şimdi ikimiz; sırdaş, etkinlik arkadaşı, dertdaş, dost, anne-kız ve deliyiz. Öyle bir dostuz ki hem de; geçenlerde beni fazlasıyla üzen bir olay olmuştu, bütün gün ağlamıştım, okuldan gelince gözlerimden anlayan kızım ne olduğunu sorduğunda ikimiz oturduk dertleştik, anlattım ona. Sonra ben derse gitmek zorundaydım, gittim. Gece eve döndüğümde beni bir sürpriz bekliyordu: Kızım, youtube’dan şarap açmasını öğrenmiş, evdeki şarabı açmış, ikimize (kendisine küçük bana büyük) kadehlere koymuş, bir video hazırlamış, videoda kendisi pankartlar eşliğinde doğaçlama bir konuşma yapıyor bana 10 dakika kadar, inanılmaz bir konuşmaydı!! Ve sehpada kadehlerin arasında bir not: “Videoyu izledikten sonra, kadehlerimizi alıp odama gel” O an videoyu izlerken, yaşadığım hisleri anlatmama imkan yok.. Evet 2013 yılı bana çok iyi bir dost kazandırdı.. O benim kızım!

Bu şarkıyı kullandım çünkü kararsız kaldığım 3 şarkıdan 2sini zaten bu yıl yazılarımda kullanmıştım:
Take Care: Mavi En Sıcak Renktir
Too Afraid To Love You: Haydi Öpüşelim
Bu yüzden tüm ilkbahar dinlediğim John Legend'in şarkısını da bu yazıma koyuyorum.


Evet sizin 2013 enleriniz neler?
En kitabınızdan başlayın bakalım dökülmeye..


Hepinize bol filmli, bol kitaplı, bol şarkılı, bol fotoğraflı, güzel kokulu, tutkulu, mutlu ve umutlu bir 2014 yılı diliyorum..

13 Ağustos 2013

37


Edwyn Collins - A Girl Like You

İlk yarısı başka, son yarısı bambaşka bir yaş oldu 37..
Ve ben 37. Yaşıma dün akşam çekildiğim yukarıdaki son fotoğrafımla ve bu çok sevdiğim keyifli şarkı ile veda etmek istiyorum..

İlk yarıda her açıdan her şekilde mağlup iken ve hatta oyunun böyle biteceğine emin, artık hiç umudum kalmamışken.. Bir devre arası vermiştim, oynayacak gücüm kalmadığından.. Şimdi burada tek tek yazmayacağım çünkü o günleri tekrar hatırlamak ve o nefessizliğe geri dönmek bile istemiyorum.. Ama “her şeyin üst üste gelme” durumunun en tavan hallerini yaşadım. Tutunabileceğim iyi giden tek bir şey yoktu hayatımda. Ev, aile, aşk, iş.. hepsi çökmüş durumdaydı. Ve ben düzeltmek için uğraştıkça hepsi daha beter oluyordu. Çabalamasam olmuyordu, çabalasam hiç olmuyordu.. En sonunda dibe vurdum ve bıraktım her şeyi.. En fazla ölürüm ne olacak ki dedim.. Ama gerçekten Her Şeyi bıraktım.. Ve devre arası verdim..

İşte ne olduysa o ara oldu.. Sanki bir mucize geldi dokundu hayatıma.. İkinci yarıda yavaş yavaş her şey düzelmeye başladı. Umursamamayı öğrendim en başta.. Sonra küçük adımlar atmayı.. Sonra sakin kalmayı.. Ve en önemlisi de artık bekleme ruh halim ile kararsız ruh halimi tamamen sonlandırdım. Ve ikinci devre harika bir şekilde toparladı dağılan taşları hayatımda.. 

Kızımla çatışmalarımız bitti, yeniden kanka olduk :) Bu en önemli sorundu hayatımda 2012 yılında.
Çok emek verdiğim ve çok istediğim ilişkimin ne yaparsam yapayım olmayacağını anlayıp kabullendim. Ve bıraktım ipin ucunu.
Sanayiye ve insanın ömrünü tüketen ortamlara geri dönmemeye karar verdim. Ve bambaşka yollar açtım kendime.
Bir Sinema Kulübü kurdum;  içindeki herkes çok mutlu, çok şey öğreniyor ve gün geçtikçe sayıca sürekli büyüyen kocaman bir aile olduk.. Ve bu sayede yıllar sonra ilk defa Bursada gerçekten zaman geçirmekten keyif aldığım bilgili birikimli kültürlü arkadaş gruplarım olmaya başladı. Sürekli yeni insanlar ve yeni hayatlar tanımak ise üstüne bir ikramiye gibi..
kapakbak.com” projemi sevdiklerimin yardımıyla hayata geçirdim..
Çok iyi bir ortaklık teklifi aldım, acele etmeyip iyi değerlendirip herkesin hayat seviyesini yükseltecek bir oluşumun beyin fırtınası dönemindeyiz..   
İngilizce eğitimine başladım. Öğretmenim bir yandan bana İngilizce öğretirken bir yandan da resmen psikologum oldu. Ben kulüptekilere terapi yaparken, öğretmenim de bana yapmaya başladı İngilizce :) İngilizce sohbet etmeye çalışırken ona her şeyimi anlatır oldum çünkü. Ve hayattaki duruşunu, hayata baktığı pencerelerini hep sevdiğim bu muhteşem kadın bana; unuttuğum ama hakkım olan her şeyi yeniden hatırlattı. Ve hatırlatmaya devam ediyor.
Son iki yıldır yitirdiğim özgüvenim yeniden kendine geldi. Özümdeki kadına dönüyorum aslında. Kendini seven, kadın olmaktan utanmayan, hayatına ve özgürlüğüne ve kendine sahip çıkıp hakkını koruyan.. Kendini yine eskisi gibi güzel ve güçlü hisseden.. İçimdeki uzun zamandır bastırılmış tutkulu kişiliğime geri dönüyorum..

Yıllardır olmadığı kadar yoğunum, ve çok fazla yoruluyorum ama yıllardır olmadığı kadar da huzurla ve mutlulukla yatıyorum yatağa artık.. Çünkü sevdiğim her şey hayatımda.. Sevmediğim her şey de hayatımın dışında. 

38. yaşımdan dileğim, bu gidişatın böyle devam etmesi. Kızımın eğitim hayatının güzel bir dönüm noktasından geçmesi, güçlenmesi. Ortaklık planlarımızda doğru kararı verebilmek ve hayata geçirebilmek. kapakbak.com un yolunda hızla ilerlemesi.. Sinema kulübümüzün hız kesmeden ilerlemesi :) Ve bir de kardeşimin evlilik yolunda istediği gibi ilerleyebilmesi.. Ve elbette sağlık sıhhat hepimiz için..

37. yılım bir dönüm yılı oldu resmen.. 38. Yılım da başlangıçlar yılım olsun..
Her daim Sevgiyle..

8 Ağustos 2013

Güle Güle Nurcanım



Bu bayram hiç tadım tuzum yok.. İki hafta önce, 11 yaşımdan beri hayatımda olan, en yakın arkadaşımı kaybettim. Bütün ergenliğimiz (çocukluğumuz demeliyim belki de, çünkü biz küçükken hiç ergen olmadık ki aslında hep çocuktuk) ve ilk gençlik yıllarımız birlikte geçmişti. Birbirimizin iyi-kötü hemen hemen tüm "ilk"lerinde hep beraberdik..

İlk defa okuldan kaçtığımızda da beraberdik, ilk defa sigara içerken de, ilk heyecanlarımızda da, ilk aşık oluşlarımızda da, ailelerimizden ayrı ilk tatilimizde de, ilk sarhoş olduğumuzda da.. Hatta annelerimize yakalanıp dayak yiyişlerimizde bile..

Sayamayacağım kadar çok anıda, hep yanıbaşımda Nurcanım vardı.. Bir derdim olduğunda ağlamak için, mutlu olduğumda kikirdemek için ilk aradığımdı Nurcanım..

Onlar 3 kızkardeşti ve evleri bu yüzden çok sayıda ilginç kıyafetler takılar ve makyaj malzemeleriyle doluydu, çok severdim onlara gidip kalmayı lise döneminde.. Ablalarının takılarını takıp makyaj yapardık birbirimize..

Lise bittiğinde O Erhanı sevdi, ben üniversiteye gittim.. Erhanla Nurcanın ilişkilerinin yıllarca en içinde olan kişiydim.. Ben üniversite için İzmire gittiğimde de mektuplaşmalarımız vardı uzun uzun döktürürdük..

Sonra ben hıphızlı evleniverdim.. Nurcanım da Erhan da hep yanımdaydı.. Sonra yıllar süren ilişkilerini onlar da evliliğe dönüştürdüler.. Evlerimiz birbirimize yürüme mesafesindeydi.. Akşamları sık sık birbirimize gelip giderdik..

Sonra ben anne oldum.. Hastaneye ilk ziyarete geldiğinde Nurcan, beni kucağımda kızımla görür görmez ağlamaya başlamıştı, hep gözümün önünde o hali..
En parasız günlerimizde de hep birbirimize destek olmuştuk.. Artık aile arkadaşı da olmuştuk.

Sonra Nurcan da anne oldu.. Yakışıklı bir oğlanın annesiydi..

Sonra benim yoğun iş hayatım ilk sekteye uğrattı görüşme sıklığımızı.. Ardından da boşanıp her şeyden uzaklaşma dönemim.

İşler güçler ayrılıklar ve onların evlerini de taşımalarıyla iyice görüşemez olmuştuk.. Ben boşanma sonrası kendime yepyeni bir hayat kurma mücadelesi verirken Nurcanım bir kez daha anne olmuştu..

Nurcan hep daha vefalıydı ben hep daha vefasız :(

En son upuzun görüşmemizi 3 kız arkadaş yapmıştık.. Sabaha kadar susmamıştık Nurcanların evinde.. Ben Bilge ve Nurcan.. Sonrası bölük pörçük görüşmeler ve telefon konuşmaları..

Sonrası... Bir sabah "Nurcan'ı kaybettik" yazan bir mesaj..:((

İki hafta geçiyor üzerinden ama ben hala inanamıyorum.. Görüşemesek bile o hep bıcır bıcır haliyle bir yerlerde yaşıyor olmalıydı. Bir telefon uzaklığında olmalıydı sesi.. İçimizde en neşelimiz Nurcandı.. En yanakları al al olan.. En gülme krizi geçiren.. Ve hep öyle olmalıydı.. Onun güzel bir evliliği vardı, 20 yılını birlikte geçirdiği sevdiği Erhan vardı.. 11 yaşında yakışıklı bir oğlu, 4 yaşında aynı onun gibi bıcır bıcır bir kızı vardı.. Hiç bir hastalığı yoktu bilinen.. Bir anda nasıl ölürdü?!?!?

Cenazesine de gittim, tabuttan çıkarılıp mezara konuşunu da gördüm.. Erhan'a sarıldığımda "tutamadım Fatoş, çok hızlı gitti bu sefer yetişemedim" diye ağlayışıyla dağıldım da .. Annesinin mezarına toprak atan oğlunu görüp parçalandım da.. Kızına henüz söylememişlerdi.. Annesi, babası, iki ablası, kocası, oğlu..  Herkes hem şoktaydı hem de perişandı.. ama ben hala inanamıyorum, kabullenemiyorum.. Sanki biri gelip bir tokat atacak uyanacağım ya da şaka yaptık diyecekler ve ordan yine Nurcan güleç yüzüyle gelecek.. Uyanık olduğum her an her saniye gözümün önünde ve içimde Nurcanım. Kendime ve vefasızlığıma kızıyorum. Bir sürü keşke içimde..

Evet ölüm hiç kimseye yakışmıyor elbette.. Nurcanıma da hiç yakışmadı.. Öyle bir anda..
bir anda.. bir daha hiç geri dönemeyecek şekilde bu hayattan gitmiş olması..

Bu sabah da yine gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey Nurcanımdı.. Geride kalan ailesiydi.. Onlar için bayram olmayacak bir bayram günüydü.. Ben bu kadar sarsıldıysam o insanlar ne yapacak diye düşünüp nefes alamıyorum bazen.. Ne uyuyabiliyorum doğru dürüst ne de bir an aklımdan çıkarabiliyorum.. Hayat yine bildiği gibi akıyor dışımda ama içimde bir şeyler parçalı..

Geçen bir gece bütün eski albümlerimi çıkardım kaldırdığım yerden.. Bütün fotoğraflarımız mektuplarımız, düğün davetiyelerimiz bile duruyor.. Bakıp bakıp ağladım tabi.. Yukarıdaki fotoğrafta 17 yaşındayız. Birlikte Bodrumda ilk tatilimizde.. Gecenin bir vakti üşümüşüz.. Şimdi senden geride kalanlar hep üşüyecek Nurcanım..

Hayat, bazen gerçekten çok acımasız.. Sana sarılıp uğurlayamadım dostum :(
Güle güle..


15 Temmuz 2013

kapakbak.com




Bir küçük fikirle başladı her şey 2012 yılının ağustos sonunda.. Neden olmasın ki derken fikir projeye dönüştü.. 

Adını bulmak zordu.. İstediğim gibi bir ad bulana kadar tam iki hafta gece gündüz kafayı sıyırdık; ben, ailem ve projemi bile az sayıdaki arkadaşım.. En sonunda kızım buldu en güzel adı.. “kapakbak”.. Sürekli tekrar ettik bir süre bu adı.. ısındık.. Tekerleme gibi akılda kalıcı ve kısa.. Benimsedik..

Sırada logo tasarımı vardı.. kapakbak; görünüş olarak da güzel bir kelimeydi. 3 tane “k” harfi dışında her şey yuvarlaktı. Logoyu güçlü tasarlayabilirsek gözden beyne de akıp yerleşebilirdi. İki hafta da gece gündüz font arayışım sürdü. Ve sonunda tam istediğim gibi bir font buldum.. Ardından logoda kullanılacak basit güzel sade bir simge..

Renklerim zaten belliydi.. Siyah Kırmızı Beyaz..

İki ay kadar da projenin tasarımı ve yazılı hale dönüştürülmesi sürdü.. Her detay yazılmalıydı.. Sayfalar nasıl olacaktan tutun da, nereye tıklandığında nereye bağlanılacağına kadar.. Evet proje benim beynimin içindeydi ama benim bunu web sitesini yapacak kişiye tamamen anlatabilmem çok önemliydi.

Ve her şey yolunda gitti.. Projenin başında beynimin içindeki hayalin tamamı artık “kapakbak.com” olarak karşımda.. Gereksiz hiçbir detayın olmadığı, sadece amaca yönelik, kullanımı oldukça basit, tasarımı oldukça sade.. Öyle ki bir elinizde kahveniz varken diğer elinizle yorulmadan bütün siteyi kullanabilirsiniz. 

En baştan beri bana her şekilde destek olan aileme ve yakın dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Sevdiğim herkes gerek emek gerek fikir olarak hep yanımdaydı..

Haziran ayında sessiz sedasız test yayınını açtık. Bir ay boyunca üye olan arkadaşlarımla birlikte kullanarak küçük hataların ortaya çıkmasını sağladık. Ve artık haziran sonunda hatalar da bitmişti..

Temmuz ayı itibariyle de gerçek yayına geçtik..

An itibariyle 79 üye ve 85 adet kitap mevcut..

kapakbak.com için ben önüme 3 yıllık bir hedef diktim bu yola çıkarken.. bu proje 3 ayda patlayacak bir proje değil ama 3 yıl sonra bütün Türkiyenin adını duyduğu bildiği bir site olacak :)

Bütün blog arkadaşlarımın keyifle kullanması dileğimle..




kapakbak.com
Türkiyenin ilk ve tek kapak veritabanı.

Hıza teslim olmuş çağımızın en büyük sorunu zamansızlık. Vaktin en kıymetli nakde dönüştüğü hayatımızın telaşı içinde; isteklerimize ve peşinden koştuklarımıza yetişemeden yaşıyoruz.. Zaman ile olan yarışımıza, bolluk ekonomisinin yarattığı talepten çok daha fazla arz'ın olması sorununun da eklenmesi, çoğu zaman efektif seçimler yapmamızı da imkânsız kılıyor.

Yayıncılık sektörü de bu sorunlardan nasibini alıyor. Kitapevlerindeki sergileme alanlarının darlığı; penetrasyonu ve görünürlüğü kısıtlıyor.

Yayıncılık sektörü ve okuyucu arasında; zaman ve mekân problemlerini ortadan kaldıracak yeni bir mecra yarattık.



kapakbak.com nedir?
Türkiyenin İlk ve Tek Kapak Veritabanıdır.

kapakbak.com nedir?
Kapakların ardındaki edebiyat hazinelerinin ilk 5 sayfasını okuma imkânı sağlayan bir platformdur.

kapakbak.com nedir?
Türkiyede yeni basılan her kitabın tek bir yerden takibini sağlayan bir web sitesidir.

kapakbak.com nedir?
Kullanıcılarının kendi kütüphanelerini ve listelerini oluşturmalarını ve paylaşmalarını sağlayan bir sosyal paylaşım ağıdır.

kapakbak.com
Bir kitabı incelerken dikkat ettiğimiz unsurları bir arada sunar: Kitabın Ön ve Arka Kapağı ile İlk Sayfaları

Üstelik de bunları internet aracılığı ile, dilediğimiz yerden, daha az zaman ve enerji harcayarak, keyifle yapabilme imkanı verir.

Kullanıcılar; okudukları, okumak istedikleri kitapları listeleyebilirler, kendi özel listelerini oluşturabilirler, bunları sosyal medya üzerinden paylaşabilirler. Ayrıca ortak okuma zevkine sahip oldukları diğer kullanıcıları takip edip yeni kitaplar öğrenebilirler.

Not: kapakbak, tüm kitaplara eşit mesafede durmak ve objektif bir veri tabanı olmak istediği için, site üzerinde herhangi bir yorum veya puan verme seçenekleri sunmamaktadır. Kullanıcılar kitaplar hakkında fikirlerini dilerlerse; kapakbak facebook, kapakbak twitter ve kapakbak blogger hesaplarına yazabilirler.




Site Rehberi


kapakbak Üst Kısım:
kapakbak facebook, kapakbak twitter, kapakbak pinterest, kapakbak blogger hesapları,
Logo
Üyelik bölümü,
Arama bölümü,
Kategoriler bölümü
Sosyal medya paylaşım butonları

kapakbak Anasayfa: 3 bölümden oluşmaktadır:
Yeni Çıkan Kitaplar: Siteye yüklenen kitaplardan basım tarihine göre en yeni olanlar bu bölüme gelmektedir.
Siteye Son Yüklenen Kitaplar: Basım tarihine bakmaksızın, siteye yükleniş tarihine göre en yeni olanlar bu bölüme gelmektedir.
Günün Türü: Her gün bir kitap türü günün türü olarak seçilmektedir. Ve o türe ait kitaplardan bazıları anasayfada görünmektedir.

Kapaklardan birini tıklandığında, kitabın tüm bilgilerinin bulunduğu sayfaya ulaşılır.

kapakbak Kitap sayfası: Kitabın ön ve arka kapakları ile ilk 5 sayfası bulunmaktadır.
Kitabın dilediğiniz sayfasını sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz.
Sanal kütüphanenizi oluşturmak için: “Okudum, Okuyorum, Okuyacağım, Favorilerime ekle, Kütüphanemde var” butonlarına tıklamanız yeterlidir. Hangi butona tıklarsanız, profilinizde ilgili bölüme kitap otomatik olarak gidecektir.
Beş seçeneğe ilave olarak kendiniz “Özel Listele”rinizi oluşturabilirsiniz. Sınırsız sayıda liste oluşturabilir ve böylece kütüphanenizi dilediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz.
Kitap sayfasının alt bölümünde ise, bu kitabın hangi kullanıcıların listelerinde olduğunu görebilirsiniz.

kapakbak Profil sayfası: Bilgilerinizin ve sanal kütüphanenizin bulunduğu sayfadır. Profil bilgilerinde “kullanıcı adı” dışında sadece sizin izin verdiğiniz bilgiler görünür. Dilerseniz sadece kullanıcı adınız görünür, dilerseniz mail adresinizden sosyal medya hesaplarınıza kadar tüm bilgileriniz. Kitaplardan beğendiğiniz bir alıntıyla profilinizi güzelleştirebilirsiniz.
Takip ettiğiniz kullanıcıları ve sizi takip eden kullanıcıları görebilirsiniz. 

Keyifli kullanımlar..








31 Mart 2013



ARIYA - YA SVOBODEN


İki yıl nerdeyse yediğimiz içtiğimiz, gezdiğimiz tozduğumuz, güldüğümüz ağladığımız, dinlediğimiz izlediğimiz ayrı gitmedi Onunla.. O kadar çok şey öğrendim ki Ondan, o kadar çok şey kattı ki hem kişiliğime hem de hayatıma.. Asla bir yazıda bunları anlatmaya girişmeyeceğim. Çünkü biliyorum ne yazarsam yazayım eksik kalacak.. Ne yazarsam yazayım tam anlatamayacağım..

Onunla yaşadığım iki yılda, asla iyileşmeyecek bazı yaralar da aldım ama yine de O bana kattıkları ve bizzat kişiliğiyle karakteriyle öyle iyi biriydi ki, yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen kopmadık. Kopamadık.

Şimdi O geleceği için farklı bir yolu seçti. Uzak diyarlara göç etti.. Uzun yıllar dönmeyecek..

"İyiki seni tanıdım" dediğim insan.. Seçtiğin yolda güvenle ilerlemeni ve amaçlarına ulaşmanı diliyorum. Ve biliyorum ki bir gün.. uzak zamanlarda bir gün her şey istediğin gibi olacak..

Sana gecikmiş bir uğurlama yazısı bu.. Bana öğrettiğin onca güzel şeylerden biriyle.. En sevdiğim Rusça rock şarkısıyla..

Yolun Açık Olsun Adamım..



ÖZGÜRÜM BEN


Üzerimde (yukarıda) sessizlik
Yağmurla dolu gökyüzü
Yağmur içimden geçiyor
Ama aсı yok artık.

Yıldızların soğuk fısıltısı altında
Son köprüyü yaktık biz
Herşey yıkılıp boşluğa yuvarlandı
Özgür olacağım ben
Kötülükten ve iyilikten
Ruhum bıçak sırtında.

Seninle olabilirdim
Herşeyi unutabilirdim
Seni sevebilirdim
Ama bu sadece bir oyun.

Arkamdaki rüzgarın sesinde
Unutacağım sesini
Ve o fani sevgini
Bizi yakan sevgini
Hani beni deli eden..
Ruhumda sana yer yok artık!

Gökteki kuş kadar özgürüm ben
Özgürüm - korkunun ne olduğunu unuttum bi kere
Vahşi rüzgar kadar özgürüm ben
Özgürüm. Rüyada değil, gerçekte.

Üzerimde (yukarıda) sessizlik
Alev dolu gökyüzü
Işığı içimden geçiyor
Yeniden özgürüm artık.

Sevgiden özgürüm ben
Kavgadan ve yalvarıştan
Öngörülmüş kaderden
Dünya prangalarından
Kötülükten ve iyilikten
Ruhumda sana yer yok artık!

Gökteki kuş kadar özgürüm ben
Özgürüm - korkunun ne olduğunu unuttum bi kere
Vahşi rüzgar kadar özgürüm ben
Özgürüm. Rüyada değil, gerçekte.

- Ariya -

21 Mart 2013



EUROPE - The Final Countdown



Fitili Yakın ve Kaçın!

Koca bir genç nesil vardı, artık yaşları ermişti. Eskilerden farklıydı. Siyah Amerikalıların Blues müziğini dinleyerek büyüyen isyankâr bir genç nesil 1965’te kendilerine ait ve heyecan yüklü bir müzik icat ettiler: ROCK!

The Who ortama tarz ve yüksek ses getirdi. Ve onlar çok çok tehlikeliydiler. The Rolling Stones ortama kasıntılık ve cinsellik kattı. Bob Dylan bile İngiltere’deki bu yeni tarzdan ilham aldı. Bob Dylan mesaj ve anlam içerikli şarkılarıyla rock şarkılarına siyasi bir de boyut ekledi.

Ortada bir devrim yaşanıyordu. Sonuç itibariyle her şeyi etkiledi, her şeyi değiştirdi.!


Rock Müziğin Yedi Hali / Seven Ages Of Rock


1960’lı yıllardan beri her jenerasyonu etkisi altına alan ve şekillendiren Rock Müziğin doğuşundan bugüne kadarki bütün hallerini 7 bölümde inceleyen belgesel.





Bugüne kadar müziği benim gibi sadece “dinleme hali” olarak kullananlar ve “öğrenme hali”ne dönüştürmeyenler için harika bir belgesel Seven Ages Of  Rock. Henüz hepsini izlemedim. Sadece 1.Çağ: The Birth of Rock / Rock Müziğin Doğuşu bölümünü izledim. Sindire sindire öğrenmeyi tercih ettim. Bu yüzden de 1. Bölümü birkaç defa izledim hatta. Notlarımı aldım, bilmediğim grupları araştırıyorum. Ve elbette şarkıları bulup dinlemeye çalışıyorum.


7.oda da bölüm bölüm yazmayı düşünmüştüm ilk izlediğimde ama sonra vazgeçtim. Çünkü bir bölümde o kadar çok gruptan bahsediliyor ki, bir bölümü tek bir yazıda anlatmaya çalışmam demek hem sayfalarca yazmak demek hem her gruptan yeterince bahsedememek demek. E madem amaç öğrenmek bu yüzden ben de bölümleri de bölümlere ayırmaya karar verdim.. Böylece onlarca gruptan bahsetmek mümkün olacak.


Evet benim için Saplantılı Bir Aşktı Müzik daima.. Bu yüzden hiç bulaşmamıştım okumalarına öğrenmelerine.. Sadece dinler ve kendimi sürüklenişe bırakırdım.. Şimdi başka bir açıdan da giriyorum müziğin içine.. Müziğin Bilgi Bölümüne.. Mutlaka eksik gedik olacaktır. Koca bir 50 yılı 7 bölümlük bir belgesele sığdırmak imkânsız zira. Ama en azından temelinde öğrenebiliriz Rock müziğin çağlarını.


Ben Rock müzik ile ergenlik yıllarımın başlarında tanıştım. Amerikada yaşayan teyzemler bir yaz Türkiye’ye gelmişti. Babam onların çift kaset çalarlı teyplerini satın almıştı kardeşimle ikimize. Nasıl olsa teyzemler birkaç hafta içinde dönecekti Amerikaya yine alabilirlerdi. Ama Türkiyede bulmak zordu. Ve onları ikna edip satın almıştı teybi bizim için. Ne teybi müzik seti demekti bu :) Bu aldığımız en müthiş hediyeydi. Teyzemin oğlunun dev bir kaset çantası vardı. İçerisi Heavy metal kasetleriyle dolu bir kaset çantası.. Ve kardeşimle bana da birkaç kaset armağan etmişti çantadan. İşte o armağanlardan birinde dinlediğim bir şarkı benim bütün ergenlik yıllarımda geceler boyu odamda dinlediğim şarkı oldu sonrasında. Europe - The Final Countdown.. Hatırlıyorum da, bir bütün gece odamda yatağımda sırtüstü yatar ve bu şarkıyı dinlerdim. Ağlardım bazen de:) Ergenlik demek baştan başa can sıkıntısı, sebepsiz hüzün demekti. (Şimdilerde bunu ergen kızımda daha da iyi gözlemliyorum.) Ve bu şarkı benim ergenlik hüznümü çok besliyordu.. Şimdi yıllar sonra bile dinlediğimde hala sevgi beslediğimi görüyorum bu şarkıya :)


Evet ben Rock müzik ile bu şarkıyla tanışmış olsam da Rock müzik o tarihten daha 20 yıl önce doğmuş bir müzikti aslında.. Bu belgeselle hem öğrenip hem de bilmediğimiz pek çok grubu ve şarkıyı keşfetme vakti gelmiş demek ki :)


Bir sonraki yazımda Rock Müziğin doğuşunu, Blues’tan Rock’ın nasıl doğduğunu ve The Rolling Stones’u anlatacağım..

31 Aralık 2012

7.odanın 2012 Enleri


Sharon Van Etten - Don't Do It 





Bu seneye dair anlatacak güzel şeylerim yok.. 

Ve daha önceki yıllarda olduğu gibi söyleyebileceğim bir sürü "en" de yok.. 
Bu senenin tek bir "en"i var:
2012 Yaşadığım En Boktan Yıldı. 

Bu kadar.

6 Eylül 2012

Babam



Eric Clapton - My Father's Eyes 


Zaman ve teknoloji herkesi değiştiriyor.. Zamana yenik düşen vücudumuzdaki hücreler birer birer ölüyor, insan yaşlanıyor, yüreği de beyni de düzgün çalışmaz hale geliyor.. Yoksa bu bozulmanın başka bir açıklaması olamaz.. Artık gençlerin bile düşmediği hata kuyularında yaşını başını çoktan almış, anne babamız hatta nine dedemiz yaşındaki insanların hiç utanmadan yüreklerindeki bozukluklarını sergilemelerinin başka bir açıklaması olamaz.. “Yaşlandıkça çocuklaşılır.” diyorlar.. Evet bir yanda bu da var diğer yanda da uzun zamandır sosyal medyada yaptığım gözlemler..

Flörtleşme, birbirine kur yapma, iki yazışma sonrası sevgi sözcükleriyle birbirini kışkırtmaya çalışma.. bunlar genç bekarların işiydi eskiden.. Evli barklı, yaşını başını almış, hatta torun sahibi insanlar hiç çekinmeden bu işlere girişmezdi. Biz onlardan öğrenmemiş miydik gerçek sevgiyi saygıyı? Nereye gitmişti tüm bunlar.. Sevginin böylesine ucuz olmadığını, biz onları örnek alarak öğrenmemiş miydik hakikaten? Peki bu teknoloji, bu sosyal medya nasıl bozabilmişti böylesine bunları.. Binbir zorlukla binbir mücadeleyle, omuzomuza eşiyle yılları tüketmiş insanlar nasıl oluyor da, hiç tanımadığı hiç görmediği iki kelimesini okuduğu bir karşı cinse iki günde sevgi, aşk sözcükleri fısıldayabiliyordu, gece eşinin yanına gitmeden önce..
Anlamıyorum.. Anlayamayacağım da.. Sadece ve sadece tüm iyi hücrelerinin öldüğüne inanıyorum bu yüreği bozulmuş insanların..


Nerden mi çıktı tüm bunlar.. 
Bugün babamın yaşgünü! 
Ve ben uzun zamandır bu tür adamları gözlemledikçe; Babamın nasıl da adam gibi adam olduğunu daha bir derinden anladım..

Elbette babamın nasıl da düzgün bir adam olduğunu biliyordum ama.. Çok da farkında olmadığım erdemlerinin değerinin farkına varmamı sağladı bu gözlemler. Her defasında böyle bir babam olduğu için şükrettim. Benim babamın hiç iki yüzü olmadı.. Bir yandan eşine sarılmış bir hayat yaşarken bir yandan en küçük fırsatta ekran başına koşup başka kadınlara aşk sözcükleri fısıldamadı. Benim babam adam gibi adam, annemi sevdiği günden itibaren ne gerçek ne sanal tek bir kadınla flörtleşmedi. Benim babam hayatımda tanıdığım en dürüst insanlardan biriydi. Benim babamın özü sözü birdi daima. Evet biraz sertti, biraz inatçıydı, hatta zor biriydi ama yüreğinde tek bir bozukluk yoktu. Ailesine sorun çıkarıp gidip ekran başında kendini tatmin etmiyordu. Annem hep şikayet ederdi, hala daha eder, sert oluşundan, tatlı sözleri az söyleyişinden.. Evet belki babam sevgisini sürekli dile getirmiyordu ama gerçek bir sevgiydi onunki.. Eşine 37 senedir, bana 36 senedir, kardeşime 30 senedir ve kızıma 12 senedir, söze dökmeden de olsa sımsıkı bir sevgiyle bağlı, daima kol kanat germiş bir yaşanmışlıktı onun sevgisi. Ben bugüne kadar bir gün bile babamın beni sevmediğini hissetmedim. Belki bana beni sevdiğini sadece birkaç kez söylemiştir. Söze dökmemiştir ama daima hissettirmiş olması ne kadar güzel bir şey değil mi? Bir gün bile sevgisinden şüpheye düşmemiş olmak.. Kısacası babam sözleriyle değil hayatıyla sever bizi.. hepimizi..

Bana göre bir insanı en kişilikli yapan şey dürüstlüktür. Özü sözü bir olmaktır. Bu yüzden benim babam adam gibi adamdır. Ama erdemleri bu kadar değildir elbette.. 

Benim babam bir gün bile bizi başkasına muhtaç etmemiştir. Gece gündüz çalışmış, hatta Türkiyeye ilk göç ettiğimizde hamallık bile yapmıştır ama bana bir gün bile yiyecek bir şey istediğimde “param yok” dememiştir. Benim babam en fakir zamanlarımızda bile bizi kısa da olsa tatile götürmüştür. Benim babam eğitimin her şey demek olduğunu öğretmiştir. Kardeşimi de beni de daima okumaya sevk etmiştir. Benim babam bağnaz görüşlere pirim vermemiştir hiçbir zaman. Benim babam bir insanın etiketine değil karakterine göre değerlendirmeyi öğretmiştir çocuklarına. Benim babam bize çok bağırmıştır, çok tartışmışızdır ama asla ama asla hakaret etmemiştir ne bana ne kardeşime. Benim babam bütün hayatını bize adamıştır, bizimle güler, bizimle üzülür, bu yaşında hala çırpınır bizim için ama bunu bir kez bile yüzümüze vurmamıştır. Ben sizin için bunu yapıyorum bile dememiştir. Benim babam kızıma bile babalık yapmaktadır yeri geldiğinde evimizde.
Say say bitmez gerçekten de öyledir babamın karakteri. Güçlüdür benim babam. Destektir. Omuzdur. Akıldır. Biz bazen kendimize hakim olamayıp onu kırsak bile öyle kontrollüdür ki bağırmak dışında kırmaz o bizim hiç kalbimizi. 

Ben coştum.. daha devam etmeyeyim artık :) Bu yazı benim babama 36 yaşıma kadar yazdığım ilk yazıdır. Anneme sık sık yazsak da.. Babamı nedense hep yazılarımızdan mahrum etmişiz.

Bugün söylemek istediğim şey aslında şudur.
CANIM BABACIĞIM,
SENİN GİBİ BİR ADAMIN KIZI OLDUĞUM İÇİN NE KADAR GURURLU OLDUĞUMU, NE KADAR MUTLU OLDUĞUMU ASLA ANLATAMAM. ALLAH SENİ BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN. SENİ ÇOK SEVİYORUM.


31 Temmuz 2012

Yorgun



The XX - Angels


ben böyleyim işte.. 

yokluğunda onlarca kez senden ayrılıyor ve onlarca kez yine sana geri dönüyorum.. 

ve o yüzden sana aslında hep yorgun geliyorum..


31 Mart 2012



The Shins - It's Only Life


Ne çok mim var cevaplayacağım deyip unuttuğum.. Sondan başa doğru gideyim diyorum hatırladıklarımdan.. Hatırlayamadıklarımdan da, cevaplamadığım için bana çemkirmek isteyen varsa fırsat bu fırsat sözünü sakınmasın :)

PukiDiki mimlemiş beni en son şubat ayında.. Daha da geciktirmeden başlıyorum cevaplarıma..


1.Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?
İmkan olsa da dünyayı gezebilsem.. Pek çok ülke var benim de görmek istediğim, sokaklarında dolaşmak istediğim, koklamak istediğim.. Eğer tek bir ülke görme hakkım olsaydı Mısır’ı isterdim.. Piramitleri çok merak ediyorum.. Macar şarkıları dinleyip, Mısır’ı gezmek ve fotoğraf çekmek istiyorum :)


2. Kış mı? Yaz mı?
Benim gibi çok üşüyen biri için düşünmeksizin Yaz elbette :)


3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?
Çocukluğumda kimden duyduğumu hatırlamadığım bir bilgi.. Oksijenli su ile saç rengini açmak.. Ortaokula gidiyor olmalıyım.. Çeşme’de ailece tatildeyiz. Annemlerden gizli eczaneden gidip bir şişe oksijenli su alıyorum.. Ilıca’nın o tuzlu denizinden çıktıktan sonra kimseye çaktırmadan oksijenli suyu saçıma döküyorum.. Kızgın güneşin altında ben on dakika sonra sarışınım! Herkes şokta, annem ne yaptığımı soruyor korkudan söyleyemiyorum tabi. Ve nasıl iğrencim nasıl çirkin, civciv sarısı bir kafa! Bildiğin “kezban”!. Köyden inmiş şehire, boyamış saçını sarıya.. Annemle hemen gidip bir kutu boya aldık.. Kendi doğal saç rengime en yakın olan koyu kestane renginde.. Hem saçlarım kesildi hem de boyalı kuşa döndüm. O gün bugün nefret ettim sarı saçtan..! O gün bugün bir daha boyanmadım :)
İnsanın en güzel hali doğal hali.. Ne renk olursa olsun, kendi saçı olsun..


4. Blog'umda en çok ne tarz konular görmek isterdin?
Sen ne yazmak istiyorsan onu okumayı tercih ederim.. :)


5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?
Ama gerçekten söyleyemem :)


6. En sevdiğin tatlı nedir?
Heryerde başka bir isim verilen bir tatlı benim en sevdiğim.. Ben adını ilk Antep fıstıklı Dolama olarak öğrendim ama daha sonradan burma, sarma gibi pek çok ad ile gördüm.. O nasıl keskin bir tatlı lezzetidir öyle!!


7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?
Siyah ve kırmızı arasında gidip gelsem de, ikisinden bir tercih yapmam gerekirse Kırmızı :)
Doksanlı yılların başı.. Liseye gidiyorum.. O zamanlar simli parlak pembe eflatun beyaz ojeler moda. Kırmızı ojeleri sadece küçük çocuklar ve çok gezen kızlar! sürüyor.. Ama ben de nasıl seviyorum kırmızı ojeyi, nasıl hoşuma gidiyor tırnaklarımda o rengi görmek.. Ama çok gezen bir kız da değilim hatta hiç gezen bir kız değilim aslında. Ama işte kırmızı oje sürmek hafiflik göstergesi gibi resmen.. Yine de her fırsatta sürüyorum kırmızı ojelerimi ve herkese şu yalanı söylüyorum: “Meryem (teyzemin torunu, 5 yaşlarında, sık sık bizde kalıyor) yine bize geldi de, birbirimize oje sürdük, yoksa ağlıyor” :)))


8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?
Sevdiğim hayvanlar da var, sevmediklerim de. Ama evin içinde tüy döken, her yeri tüy yapan hayvanlar beseleyemem. Muhabbet kuşları iyidir:) hele bizim Bıcır gibi çok insancıl ve çok konuşuyorlarsa!!


9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?
Yıllardır düzenli olarak takip ettiğim “Sinema” dergisi var.


10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden?
Bursa’da yaşıyorum, yaşaması rahat bir şehir. Ama kültür ve sanat ve etkinlikler neredeyse sıfır.. Artık iyice soğudum Bursa’dan.. Tek sevdiğim şey bu şehirde: Evim!
Çocukluğum ve üniversite hayatımın bir kısmı İzmir’de geçti ve çok sevdim ben o şehri.. Bir zamanlar tek sevdiğim şehirdi.. Fakat sonra eski eş ve ailesi sayesinde nefret ettim şehirden.. Anladım ki bir şehri güzel yapan aslında anılar.. Her ne kadar yaşaması zor bir şehir olsa da İstanbul şimdilerde en sevdiğim şehir.. Yetişilemeyecek kadar fazla kültürel aktiviteyi, etkinlikleri, konserleri, festivalleri barındıran, yaşayan şehir İstanbul.. Üstelik fotoğraf çekmekten hiç bıkılmayacak bir şehir..


11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?
En kötü özelliğim sorunlar karşısında sabırsız oluşum. Bu sabırsızlık zaman zaman beni de yakın çevremi de huzursuz edecek kaprisler yapmama sebep oluyor.. Bazen gereksiz gerginlikler yaratıyor.. Bir sorun varsa hemen çözülsün istiyorum. Kendi haline bırakamıyorum.. Pes de edemiyorum.. Çözene kadar savaşıyorum ama bu savaş sırasında sabretmem gereken süreçte rahat duramayıp sürekli huzursuz yaşıyorum ve yaşatıyorum:(
En iyi özelliğim ise içimin dışımın bir olması ve herkesi olduğu gibi görüp kabul edebilmek yargılamadan.. Bu özelliğim sayesinde herkesin dert ortağıyım. Çok iyi bir dinleyici ve gözlemci olup, kimseyi yargılamadan kabul edip, içimdeki her şeyi de söyleyince, sevdiklerim tarafından çalınacak ilk kapı oluyorum :)


Ve mimlediklerim;
Vladimir
KaraKitap
İpekböceği

ve yorumlar için de okuyan herkesin cevaplarını merakla bekliyorum..
(erkeklerin 3. ve 7. sorular hariç tabi ki:))